Kampüs Bostanları ve Kitap Tanıtımı

İstanbul’da bulunan Devrim Bostanı, Ayazağa Bostanı, Bilgi Bostanı ve Boğaziçi Tarlataban’ın bir araya gelerek oluşturdukları Kampüs Bostanları, YerDeniz Kooperatifi Yayınları’ndan çıkan “Filistin Direniş Ekonomisi” kitabı tanıtım etkinliği düzenlediler. 28 Şubat saat 16.00’da Şişli’de bulunan Nostalji Kitap Kafe salonunda gerçekleştirilen etkinlikte topraktan vazgeçmeme, gıda egemenliğini tesis etme, gıda üretimi politikaları gibi konular bostan deneyimleri üzerinden ele alındı.

Etkinlikte Devrim Bostanı’ndan Eren Bakır bostan çalışmasının 19 Martta üniversitelerde başlayan boykotlardan sonra şekillendiğini aktardı. Aslında İTÜ Taşkışla’da daha öncede bir bostan kurulmuş ama ne yazık ki o bostana dair pek bilgi yok. Bostan çalışmasının gittikçe yoksullaşan öğrenciler için dışarıda parasız vakit geçirmenin bir yolu olduğunu, kolektifi bir arada tutarak ortak üretim ve paylaşım geleneği oluşturduğunu ve kapitalist sistemin topluma dayattığı paketli gıda sistemlerine karşı alternatiflerin olabileceğini gösterdiğini vurguladı.

Yayınevi adına söz alan Çetin Durukanoğlu ise kitabın Filistin’in gündelik hayatına odaklandığını belirterek kitaba da bir yazı ile katkı sunan Filistin Ortaklık Gençlik Forumu’ndan bahsetti. 2017 Yılında kurulan Ortaklık Gençlik Forumu’nun kurtuluşun kendi gıda sistemlerini kurma ve direnişin bir parçası olarak toprağı terk etmeme perspektifiyle hareket ettiklerini belirtti. Kitabın tüm gelirinin Ortaklık Gençlik Forumu’na gideceğini belirten Durukanoğlu dağıtım sürecini de kendi öz güçleri ile kooperatifler ve Filistin dostları üzerinden yapmayı planladıklarını anlattı. Aktif gönüllüsü olduğu YerDeniz Kooperatifi’nin uluslararası çiftçi örgütü La Via Campesina’nın gıda egemenliği perspektifiyle hareket ettiğini ve bir dayanışma ekonomisi olarak Filistin’de hayat bulan bu kooperatif deneyimlerinin önemine değindi. Filistinli kooperatiflerin fon meselesine bakışı ile ilgili değerlendirmelerin yapıldığı konuşmada, süt kooperatifi örneğinde olduğu gibi tarım komitelerine ve işgale karşı tarımsal üretim için Hindistan ve MST deneyimleri karşılaştırmalarına da yer verildi.

“Bir gıda sistemi kurmak istediğinizde engellemelerle karşılaşıyorsunuz, Filistinlilerle kıyaslanamaz olsa da baskı sonucu ortaya çıkan sorunlarımız benziyor,” diyen Zeynep Deniz, “Örneğin Filistin’de su işgalcinin kontrolü altında ve Oslo anlaşmasını göre Batı Şeria’da yerleşim yeri kurulması yasak, ancak işgalci yerleşimcileri getirip illegal olarak toprakları işgal ediyorlar veya su kuyularına beton döküyorlar. Benzer şekilde Devrim Bostanı’da kimi zaman okul yönetimi ve güvenlik ile çatışma noktası haline geliyor. Bostanımızı resmiyete geçirmek için çalışmalarımız sürerken kimi zaman emeğimize duyulan saygıdan şüphe ediyoruz. Sebze yataklarının tam ortasına aydınlatma direği dikiliyor. Arka bahçe ve otopark kapısı kapatılarak öğrencilerin mekanla ilişki kurması engelleniyor. Dikilen direk bostanı ikiye ayırıyor ve etrafa yaydığı o parlak ışık nedeniyle bitkiler zarar görüyor. Ayrıca kışın nedenini belirleyemediğimiz bir şekilde suyumuz kesildi ve bir süre sulama yapamadık ama bizim damacana ile su taşımamıza engel olamadı. Bu sorunlar bize tesadüften çok manipüle amaçlı seçimler gibi geliyor. Okul yönetiminden bizi sayan ve destekleyen bir tutum bekliyoruz.”

Aslında Devrim Bostanı çalışması öğrencilerin toprakla ilişki kurmak istemesi üzerinden başlamış. Devrim Bostanı adına söz alan Eren Bakır, “üniversite, akademi bizi bireysel üretimlere yöneltiyor, ortak bir üretim istediğimiz için başladık biz bu çalışmaya. Kentte toprağa, bostana, temiz gıdaya ulaşmak zor. Sermaye kentlerin farklı dallarda uzmanlaşmasını istiyor ve bunun içinde ne yazık ki kent bostanları yok. İstanbul’da hizmet sektörü öne çıkabilir ama İstanbul aynı zamanda bostanlarıyla da var olabilir. Biz de kendi bostanımızdan yola çıkarak kent bostanları ağı kurmak istiyoruz,” diyor.

Ardından söz alan Zeynep Deniz ise “Filistin ile bizim coğrafyamız farklı ama kendi gıdamızı yetiştirme ve bağımsız olma konusunda dertlerimiz ortak. Filistin Ortaklık Gençlik Forumu gıda egemenliğini savunuyor ve kooperatif olma tartışmaları 1 yıl sürmüş. Orada ilk kooperatif 1924 yılında kurulmuş, o zamandan beri gelen bir deneyim biriktirme var. Bizim topraklarda geçmiş hafıza korunmuyor ne yazık ki. Bu yüzden şu anda yaptığımız tüm işleri arşivliyoruz. Bizden sonra bu çalışmaya devam edecek olanlara belge bırakmak, kooperatiflerle, bostanlarla kurduğumuz ilişkileri kalıcılaştırmak istiyoruz. Mesela bostan kurma konusunu yazmak istiyoruz nasıl kurulur, nasıl ekim dikim yapılır gibi,”

Bu konuya ilişkin Çetin Durukanoğlu’da “evet Filistin’de ilk kooperatif 1924’te kuruldu. Daha çok batı deneyimlerine bakıyoruz ama yanı başımızda ki bu deneyimler temas kurma ve öğrenme açısından oldukça kıymetli. Arşiv ve hafıza çok önemli mesela 70’lerde kurulan Halk Tüketim Kooperatifleri deneyimi var, oldukça yaygınlaşmış, güzel çalışmalar yapılmış ama bu deneyime dair yazılı bir kaynak yok. Ayrıca kullanılan kavramlar da oldukça önemli. Mesela paydaş kavramını herkes kullanıyor bizler alternatif olduğumuzu söylüyorsak kendi değerlerimizi, yol ve yöntemlerimizi ortaya koymalı, kendi kavramlarımızı kullanmalıyız. Dayanışma ekonomileri ticarilerden ayrışmalı, tekelleşme ve kapitalizmin dayattığı markalaşma süreçlerini dışlamalıdır. Üretimin kolektif olması kadar kullandığımız dil de, kavramlar da önemli bize göre”…

Tarlataban Boğaziçi Kolektifi’nden Ahmet Burak Aslan Tarlataban çalışmasının Starbucks işgali sonrası 2011’li yıllarda başladığını belirtiyor ve permakültür üretim üzerine çalıştıklarını söylüyor ve tohumları çevreden bulduklarını ekliyor. Çalışma süresince kolektif bilincin sonraki kuşaklara aktarılarak bugünlere geldiklerinin altını çiziyor. Her pazar bostanda bir araya geldiklerini söyleyen Ahmet Burak, bostanda çalışmak isteyenler bize duyurularımızdan ulaşabilir diyor.

“Filistin’de ki gençlik kooperatifleri de işgalcinin ürünlerini boykot ederek şekillenmiş. İşgalci daha ucuza verse bile kendi pazar ağını kurmaya, özellikle Filistinli çiftçilerin ürünlerini almaya halkı ikna etmişler,” diyor Zeynep ve ekliyor “direnişe tutunmak ortak derdimiz. Bizim Devrim Bostanı’da boykot pratiğimiz üzerinden var oldu. Filistinlilerin yaptığı gibi ne tükettiğini bilmek aslında bir direniş biçimi. Kitapta gençlerin anneleri tohumları saklamış, gençler bu tohumları yeniden toprakla buluşturmuş. Biz de benzer biçimde ailelerimizde ki atalık tohumları getirip ekmek istiyoruz.”

Çetin Durukanoğlu ise tohum konusunun önemine değinerek “biz kooperatifte atalık tohum kavramını kullanmıyoruz. Çünkü bu kavramı cinsiyetçi buluyoruz. Biz yadigar tohumlar diyoruz, Filistinli çiftçiler ise miras tohumlar kavramını kullanıyorlar. Tohumları geliştiren saklayan genellikle kadınlar olmuş. Çeyiz sandıklarında taşınmış bazı tohumlar. Bugün özellikle yıkım bölgelerinde ki tohumların korunması konusunda çalışan Lübnan ve Longo Mai çabalarını çok kıymetli buluyoruz. Savaş koşulları sona erdiğinde yerel /yadigar türlerin yeniden o toprakla buluşması çok önemli,” diyor.

Durukanoğlu ayrıca “yeni bir Filistinli kimliği inşası var. Filistin’de tarım yok edildi, çiftçiler, işçiler çok kötü koşullar altında çalıştırılıyor, göçmen işçilik, kadın kırımı gibi çok katmanlı sorunlarla karşı karşıya Filistin. Ancak içe kapanmak yerine daha çok bir araya gelme koşulları yaratmaya çalışıyorlar. Bizlerin de buradan kendimize çıkaracağımız dersler var. Kitapta kişisel deneyimlerin yanı sıra kooperatif deneyimleri de yer alıyor. Bu kooperatiflerin, kolektiflerin isimlerini yazmamızı istemedi Filistinliler, işgalcinin hedefi olmasınlar diye. Filistin’deki topluluklar uzun süre tartışarak kooperatifleşmeyi seçmişler. Nyleni Deklarasyonu’nda da yer aldığı gibi halkların kendi gıda sistemlerini kurma, yerel tohumlarını kullanma gibi temel hakları var. Kooperatiflerin 7 temel ilkesi var ve kooperatiflerin dayanışma pratikleri fazla üretmeye ve üretilen fazlanın toplumsal dayanışma için kullanılmasına olanak sağlıyor.

Bahar mevsimindeyiz yine diye söz alan Eren “bostanda bahar ekimi olacak. Bahar yine yeni umutlar ile geliyor. Seri üretim kişiyi kendine yabancılaştırıyor ama alternatifsiz değiliz. Toprakla kurduğumuz ilişki, kentle kurduğumuz ilişki, ortak üretimi hayata geçirmek, yanı başımızda ki topluluklarla, kolektiflerle bir araya gelmek, sorunlarımızı çözmek ve umudu yeşertmek için önemli adımlar.”

Etkinlik katılımcılardan gelen soru cevaplarla devam etti. Yaklaşık 2 saat süren etkinlikte Kampüs bostanları ve YerDeniz Kooperatifi Yayınları Filistin deneyimleri üzerinden ele alınan bostan çalışmalarında yaşanılan zorlukların/imkanların benzerliklerine de dikkat çekildi.