TARIM TEKNOLOJİSİ KARŞISINDA ÖZERKLİK

ENDÜSTRİ ANLATILARINA MEYDAN OKUMA ARAÇLARI,

Kooperatif dostumuz Gökçin Gül tarafından çevrilmiştir.

Bu kitapçık, A Growing Culture, ETC Group, La Vía Campesina ve Afrika Gıda Egemenliği İttifakı’nın Temmuz/Ağustos 2023’te gerçekleştirdiği bir iş birliğiyle hazırlanmıştır. Bu çalışmanın ortaya çıkmasına katkı sağladığı için The 11th Hour Project’e minnettarız. Burada aktarılan birçok fikir, 2023 baharında A Growing Culture, ETC Group, La Vía Campesina ve Afrika Gıda Egemenliği İttifakı arasında gerçekleştirilen bir dizi çevrim içi atölye çalışmasından doğmuştur.

Günümüzde gıda sistemlerinin önemi giderek daha fazla kabul görmektedir. Son araştırmalar, tarım ve buna bağlı arazi kullanımdaki değişikliklerinin iklim değişikliğine katkıda bulunan en büyük nedenlerinden biri olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, şirketler ve hayırsever kapitalistler, bizi daha sürdürülebilir bir geleceğe taşıyacağını iddia ettikleri girişimlere milyarlarca dolar yatırım yapmaktadır. Ancak bu girişimler, fosil yakıtlara bağımlı tarımdan gerçek anlamda uzaklaşmaya ya da yönetişimde (iktidar ve karar alma süreçlerinin dağıtımı) iyileştirmeler yapmaya odaklanmamaktadır. Bunun yerine, yeni ve potansiyel olarak yüksek kârlı endüstriyel tarım teknolojilerinin geliştirilmesine ve uygulanmasına öncelik vermektedirler. Ancak, bu teknolojiler ve beraberinde gelen kurumsal yönetişim, gıda egemenliği, agroekoloji ve çiftçilerin özerkliği için çok önemli riskler oluşturmaktadır. 

Dünya genelinde çiftçiler, tarımın ortaya çıkışından bu yana karşılaştıkları zorlukları ve ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli araçlar ve sistemler (örneğin pulluklar, birlikte ekim yöntemleri, biyogübreler) geliştirmiştir. Aslında, tarım toplulukları, toprakla ve birbirleriyle ilişki kurmanın yeni yollarını bulduklarından beri her zaman teknolojik süreçlerin içinde yer almıştır. Ancak, “tarım teknolojisi” (agtech) kavramı nispeten yenidir. 

Temel olarak, tarım teknolojisi; tarım ticareti, biyoteknoloji, dijital/yazılım teknolojisi ve finansal teknoloji gibi birçok sektörü bir araya getiren yeni gelişen bir endüstridir. Tarım teknolojisinin genellikle kamuoyuna drone çiftçiliğinden robot hasat makinelerine, tarımsal e-ticaret sitelerinden genetiği değiştirilmiş ürünlere kadar “yüksek teknolojili” modern tarım aletleri, uygulamaları ve platformları şeklinde sunulduğunu görüyoruz. Bundan daha önemlisi, tarım teknolojisi, şirketlerin gıda sistemimiz üzerinde daha fazla kontrol sahibi olduğu güçlü bir gelecek vizyonu ile geliştirilmektedir.

Bu vizyon, kısmen de olsa, fosil yakıt kullanımıyla ilgili zorlu politika kararlarından kaçınmalarına yardımcı olduğu için hükümetlere ve kurumlara cazip olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu, endüstriyel tarımda güçlü aktörlerin kontrolünü daha da sağlamlaştırıp genişleten ve şirketlere ait teknolojilere milyarlarca dolarlık yatırım akışını kolaylaştırmak için kullanılan bir anlatıdır.

Tarım teknolojisi destekçileri ayrıca, bu teknolojilerin artan dünya nüfusu, artan girdi ve enerji maliyetleri, toprak ve suyun kirlenmesi ile iklim değişikliği karşısında dünyayı beslemenin ve ekonomik büyümeyi sağlamanın anahtarı olduğunu iddia etmektedirler. Ancak son birkaç on yıldaki endüstriyel tarımın gidişatı, bunların boş vaatler olduğunu göstermektedir. Otuz yıl önce, genetik malzeme mühendisliğini halka mümkün olduğunca cazip kılmak için “genetiği değiştirilmiş organizma” (GDO) terimi ortaya atıldı. 1994 yılında, ilk GDO’lar açlığı sona erdireceği, gıda maddesinin fiyatlarını düşüreceği ve pestisit kullanımını azaltacağı vaat edilerek piyasaya sürüldü. Gerçekte ise durum oldukça farklı oldu: endüstri, endüstriyel tek kültür tarımına köklü bir bağlılığı olan çok az sayıda genetiği değiştirilmiş bitki üretebildi. Bu “çığır açan” teknolojinin ardında bıraktığı : can çekişen topraklar, giderek daha zehirli hale gelen pestisit ve herbisitlerin (örneğin dikamba) kullanımı, benzeri görülmemiş biyoçeşitlilik kaybı, sarmal hale gelen borç döngüleri ve çiftçi intiharlarında artış gibi sonuçları olan bir yıkım oldu.

Sektörün mevcut tekliflerinin yenilikçi ve cazip olması, kollektif varlığımızı tehdit eden aynı sömürücü ekonomik ve politik sistemlerin yeniden markalanmasından başka bir şey olmayan basit bir gerçeği gizlemektedir. Bununla birlikte, bu yeniden markalama, “tarımın geleceğini” temsil ettiğine inanmak isteyen dünya çapındaki hükümetlerin, yatırımcıların ve insanların hayal gücünü inanılmaz derecede etkilemiştir. 

Günümüzde yeni teknolojiler, çiftçiler üzerindeki etkileri ve sonuçları dikkate alınmadan hızla tasarlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu durum tarımsal yapıyı hızla değişmekte ve çiftçileri hakları ve yaşamları açısından giderek artan tehditlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Dolayısıyla bu teknolojik gelişmeleri incelemek ve eleştirmek giderek daha hayati hale gelmektedir. Ne yazık ki, çiftçi toplulukları genellikle tarlalarından çok uzakta ve onların görüşleri alınmadan geliştirilen araçları kullanıp kullanmayacağına karar vermek zorunda kalmaktadırlar. 

Çoğu zaman, resmi gıda sistemi diyaloglarının merkezinde yer aldığını gördüğümüz pahalı teknolojiler, onları yaratan şirketlerin çıkarlarına hizmet etmekte ve desteklediklerini iddia ettikleri çiftçileri haklarından mahrum bırakmaktadır. Sivil toplum olarak bizim görevimiz, kendi hikayelerimiz aracılığıyla sesimizi, bakış açılarımızı ve değerlerimizi geri kazanmak ve yeniden ortaya koyarak bu kurumsal anlatılara karşı çıkmanın ve meydan okumanın yollarını bulmaya odaklanmak olabilir.

 “ÇİFTÇİ” KELİMESİNİN KULANIMI HAKKINDA NOT

Toprakla yakın ilişki içinde yaşayan ve çalışan insanlar arasında büyük bir çeşitlilik vardır – küçük ölçekli çiftçilerden çobanlara, avcı-toplayıcılardan balıkçılara kadar. Dünyanın dört bir yanındaki gıda egemenliği hareketinin üyeleri, gıdamızı üreten toplulukları tanımlamak için çok çeşitli dil kullanımlarını benimser ve kullanır. “Köylü” terimi, La Via Campesina tarafından, Birleşmiş Milletler Köylülerin ve Kırsal Alanlarda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Bildirgesi (UNDROP) çerçevesinde köylüleri hak sahibi olarak tanımak için yürüttükleri siyasi mücadelenin bir parçası olarak bilinçli bir şekilde geri kazanılmıştır. Bu araç setinin yazarları, hareket ortaklarımızın çoğu gibi, farklılıkları koruyan ve yücelten terimleri tercih etmektedir. Uygun durumlarda “küçük ölçekli çiftçiler”, ‘köylüler’ ve “yerli topluluklar” terimleri seçici olarak kullanılmıştır. 

Ancak, dünyamızın güzel ve karmaşık gerçekliğini yansıtmaya çalışan anlatılar kolayca aktarılabilir değildir. Mevcut duruma (satatükoya) meydan okuyabilecek etkili bir mesaj oluşturmak için sadelik çok önemlidir. Bu nedenle, bu araç seti boyunca “çiftçi” terimini kullandık. Elbette bu, farklı bağlamlarda çok farklı anlamlara gelebilen geniş bir terimdir. Bu nüansların bir kısmını feda ettik — bunun önemli olmadığını düşündüğümüz için değil, mesajlarımızın hedef kitleye ulaşmasını sağlamak için.  

BU ARAÇLAR NASIL KULLANILIR

A Growing Culture ve ETC Group, toplumsal hareketlerin ve sivil toplum iletişimcilerinin görüşlerini sentezlemek ve kurumsal tarım teknolojisi anlatılarına hızlı ve etkili bir şekilde yanıt verme yolları sunmak için bu araç setini oluşturdu. Her yıl çok sayıda yeni teknoloji ortaya çıktığı ve her birini anlamak için zaman ve derinlemesine bilgi gerektiği göz önüne alındığında, bu ürünlerin teknik ayrıntılarına daha az odaklanan, onları satmak için kullanılan etkili hikayelere ve anlatılara daha fazla odaklanan bir müdahale yöntemi öneriyoruz. Teknolojilerle ilgili popüler anlatıların nasıl işlediğini, etkilerini ve sonuçlarını, onlara neyin güç verdiğini ve bu gücü nasıl geri alabileceğimizi belirlemeye yönelik stratejiler sunuyoruz.

Bu araçlar, Nisan-Temmuz 2023 tarihleri arasında La Via Campesina ve Afrika Gıda Egemenliği İttifakı üyelerinin katılımıyla düzenlenen bir dizi anlatı atölyesinin ürünüdür. Atölye katılımcılarının olağanüstü analizlerini özetlemek ve bu analizleri iletişim hedeflerimiz doğrultusunda kullanma fırsatları sunmak için elimizden gelenin en iyisini yaptık. 

Bu proje, Hikaye Tabanlı Strateji Merkezi’nin rehberliği ve 11. Saat Vakfı’nın desteği olmadan gerçekleştirilemezdi. Ayrıca, bu projeye katkıda bulunan Polden-Puckham Hayırseverlik Vakfı ve CS Fonu kaynaklarına da teşekkür ederiz.

Tarım teknolojisi geleceğe dair vizyonunu hikayeler aracılığıyla satıyor. Kanıtlar, tarım teknolojisi çözümlerinin dünya çapında tarım topluluklarını haklarından mahrum bıraktığını gösterse de milyonlarca insan bu teknolojilerin hepimizin kurtarıcısı olacağına inanmaya yönlendiriliyor. Bu inanca karşı çıkmak için, insanları başka bir dünyanın mümkün olduğuna ve uğruna savaşmaya değer olduğuna ikna edebilecek daha etkileyici hikayeler yaratmalı ve paylaşmalıyız. Öncelikle, hikayeler ve anlatılarla neyi kastettiğimizi belirlemeliyiz. 

HİKAYELER

Her an bilgi ile çevriliyiz. Her an çevremizle, diğer canlılarla ve canlı sistemlerle ilişki halinde dünyayı anlamlandırmaya çalışıyoruz. Günlük olarak edindiğimiz tüm bilgileri işlemek için hikâyeler anlatırız. Bu hikayeler genellikle karakterler ve durumlar hakkında olur. Bunlar, çevremizde olan bitenlerin kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl ve nedenini bir araya getirerek başkalarına kolayca aktarılabilecek bir forma dönüştüren bilgi sistemleridir. 

Örneğin aşağıdaki başlık, Jeff Bezos’un iklim değişikliği sorunuyla mücadele etmek için milyarlarca dolar taahhüt etmesiyle ilgili bir hikayedir. Bu hikaye belirli bir zaman, mekan, yer, bir dizi karakter ve koşulları içermektedir.  

ANLATILAR/ÇERÇEVELER 

Farklı medya biçimlerinin, özellikle dijital medyanın yükselişiyle birlikte, sindirebileceğimizden çok daha fazla hikaye ile besleniyoruz. Önemli olan, bizi birbirimize bağlayan, bize kolektif bir anlam ve amaç duygusu veren, anlayışlarımızı uyumlu hale getiren ve ortak bir vizyona doğru ilerleyen ortak hikâyeler bulmaktır. İşte bu noktada anlatı devreye girer. Anlatı sadece belirli bir zamanda ve yerde karakterlerin başına gelen olaylardan ibaret değildir; hikayelere hangi çerçeveden baktığımızı da tanımlar. 

Çerçeveyi düşünmenin kolay bir yolu fotoğrafçılığa bakmak olabilir. Fotoğraf çekerken, bir kadraja bakar ve görüntüde ne olmasını istediğimize karar veririz. Kimin/neyin dahil edileceğini ve kimin/neyin dışarıda kalacağının seçeriz. Odaklanılacak kişiyi/nesneyi ve odaklanılmayacak kişiyi/nesneyi seçeriz. Ayrıca fotoğrafı çekeceğimiz anı da seçeriz; o anda, kadrajdaki özneler farklı jestler, ifadeler veya etkileşimler sergileyebilir ve bu da izleyicinin çok farklı yorumlar yapmasına yol açabilir. Başka bir deyişle, çerçeve diğer hikayeleri perspektif içine alan bağlamdır. Hangi hikayelere dikkat edileceğini, nelere inanılacağını ve nelerin göz ardı edileceğini, nelere meydan okunacağını ve neylerin yüceltileceğini belirleyen bir bakış açısı oluşturur. 

Jeff Bezos’un iklim vaadi, belirli bir bağlama (kim/ne/ne zaman/nerede/neden) dayanan bir hikayedir. Ancak, böyle bir hikayeyi perspektife oturtacak ve hikaye ile ilgili nasıl hissettiğimizi belirleyecek bir bakış açısı sunabilecek bazı anlatı çerçeveleri hayal edebiliriz. 

Bazı olası anlatılar şunlardır:

Anlatı 01:

Jeff Bezos gibi milyarderler, iklim krizini çözmek için gerekli kaynaklara ve bilgiye sahiptir.

Anlatı 02:

Jeff Bezos gibi milyarderler, iklim krizinin ana nedenidir.

Anlatı 01’i mi yoksa Anlatı 02’yi mi daha ikna edici bulduğunuz, Bezos hakkındaki haberi nasıl algılayacağınız üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Anlatı 01’e inanıyorsanız, 10 milyar dolarlık taahhüdüyle ilgili manşete daha umutlu bakarsınız. Anlatı 02’ye inanıyorsanız, daha çok hayal kırıklığı hissedersiniz ve şu manşetten daha çok etkilenmeniz muhtemeldir:

Çerçeveyi kontrol eden kişi muazzam bir güce sahiptir. Baskı sistemlerini (örneğin sömürgecilik, kapitalizm, emperyalizm, beyaz üstünlüğü ve ataerkillik) destekleyen çerçeveler, adaletsiz güç yapılarını sürdürmekte çıkarı olanlar tarafından güçlendirilip ayakta tutulmaları sayesinde yüzyıllardır, hatta belki de daha uzun süredir ayakta kalabilmiştir. 

ANLATIYI DEĞİŞTİRMEK

İnsanların dünyaya bakışını değiştirmek ve eylemi katalize etmek için anlatıyı değiştirmeliyiz. İnsanlara yeni bir çerçeve, bakış açısı ve olaylara bakış şekli sunmalıyız. Yeni çerçevemiz insanlar için bir anlam ifade etmeli – dünyaya, baskın çerçeve aracılığıyla olduğundan daha fazla anlam yüklemelerini sağlamalıdır. Anlatı değişikliğindeki başarımız, baskın (kurumsal/şirket temelli) çerçeveyi ve onu ilgi çekici kılan mantığı net bir şekilde anlamamıza bağlıdır. Bu netliği elde ettiğimizde, hedefimiz yeni (alternatif) bir çerçeve oluşturmak ve yeni anlatılar yaratmak, baskın anlatının mantığını tersine çevirmenin bir yolunu bulmaktır. Buradaki zorluk, baskın anlatının değerlerini ve inançlarını pekiştirme tuzağına düşmeden bunu yapmaktır. Bir örnek verelim:

Çerçeve:

Milyarder olmak sıkı çalışmanın sonucudur.

Alternatif Çerçeve:

Milyarderler, çalışkan insanların sömürülmesinin bir sonucudur.

Anlatı çerçeveleri güçlüdür çünkü hikayelere hangi bakış açısından baktığımızı belirlerler ve bu da dünyayı nasıl anlamlandırdığımızı şekillendirir. Ancak çerçeve, zihnimizde zaten var olan fikirlerle bağlantı kurduğunda işe yarar. Diyelim ki bir petrol şirketi, insanları yeni bir açık deniz kuyusu hakkında heyecanlandırmaya çalışıyor. Eğer bir kişi iklim krizinin gerçek olduğuna ve bunun nedeninin fosil yakıtların çıkarılması ve yakılmasıyla olduğuna inanıyorsa, bu projeyi iyi bir şey olduğunu ona ikna etmeleri pek olası değildir. Ancak, iklim değişikliğine şüphe ile yaklaşan birini, projenin ekonomik faydalarının çevresel maliyetlerinden daha ağır bastığını söyleyerek ikna etmeleri mümkün olabilir. 

Bir hikayeyi kabul etmek için inanmanız gereken şeylerden bahsettiğimizde, varsayımlardan bahsediyoruz. Her hikaye, varsayımlara veya sorgusuz sualsiz doğru olduğunu kabul ettiğiniz şeylere dayanır. Bazen varsayımlar kanıtlara – bir şeyin gerçek ya da mümkün olup olmadığına dair gördüğümüz veya duyduğumuz bilgilere — bağlıdır. Bazen ise değildir.

Bazı popüler ve sorunlu varsayımlardan bazıları şunlardır:

  1. Büyük şirketler ve zengin bireyler için iyi olan politikalar herkes için iyidir. (Popüler bir örnek “damlama teorisi”dir.)
  2. Büyük işletmelere yönelik hükümet düzenlemeleri herkese zarar verir.
  3. Yoksul ülkeler “gelişmiş” olmadıkları için zorluk çekmektedir. Sanayileşmek ve büyümek için gerekli altyapıyı oluşturacak bilgi ve uzmanlığa sahip değildirler.
  4. İnsanlar tembel oldukları ve çalışmak istemedikleri için yoksuldur. 

Varsayımlar bilgiyle ilgili olabileceği gibi, değerler ve inançlarla da ilgili olabilir. Başka bir deyişle, varsayımlar yalnızca neyin gerçekçi ya da mümkün olduğu hakkında değil; aynı zamanda neyin arzu edilir olduğu – yani yaşamak istediğimiz dünyaya dair anlayışımızla uyumlu olup olmadığı – ile de ilgilidir.

Tarım teknolojisi anlatılarında birçok ortak varsayım vardır, ancak içlerinden biri özellikle yaygın ve güçlüdür: 

Eğer yeterli miktarda gıda üretebilseydik, açlık olmazdı. 

Bu varsayım olmadan, tarım teknolojisiyle ilgili sektörün hiçbir söylemi anlam kazanmaz. Şirketlerin, hükümetlerin ve kurumların teknolojik yeniliğin açlığın çözümü olduğunu iddia etmeye devam edebilmelerinin tek nedeni, açlığı yapısal bir sorun olarak değil, teknik bir sorun olarak — yani basit bir verimlilik sorunu olarak — görmeleridir. Bu varsayım, Yeşil Devrim’in başlangıcından beri onun merkezinde yer almıştır. Kökeni, nüfus artışının gıda verimini aştığı ve insanların, gıda üretimini önemli ölçüde artırmanın bir yolunu bulamadığı takdirde aç kalacağı şeklindeki bir mite dayanmaktadır. 

Günümüzde endüstri söylemleri iklim krizini bu sorunun altını daha da çizmek için kullanmaktadır. Aşırı iklim olaylarının tüm mahsulleri tehlikeye atabileceği gerçeği, gıda üretimini arttırmanın yeni yollar bulmanın aciliyetini vurgulamak için kullanmaktadır. Endüstri anlatılarında, açlığın siyasi bir boyutu olsa bile, iklim değişikliğinin acil tehdidi nedeniyle siyasi bir çözüm arayışının gerçekçi olmadığına dair örtük bir ima bulunmaktadır. Bu da nihayetinde ek bir varsayıma dayanmaktadır: özel şirketler, hükümetlerden daha verimli şekilde toplumsal değişim yaratabilir.

KANIT

Açlığın düşük gıda üretiminden kaynaklandığı varsayımı yanlıştır. Halihazırda gezegendeki tüm insanları beslemeye yetecek kadar gıda üretiyoruz.1 Bugün kişi başına üretilen gıda miktarı tarihin herhangi bir döneminde üretilenden daha fazladır — bu miktar, 2050 yılı için öngörülen en yüksek nüfus tahmini olan 10 milyardan fazla insanı beslemeye yeterlidir.  

Teorik olarak, bu inanılmaz bir bolluk dönemi olmalıydı. Ancak bunun yerine, açlık çeken insan sayısı giderek artıyor: en az 783 milyon kişi açlık çekiyor veya yetersiz besleniyor. Kurumların açlığı ölçme yöntemlerinin değişken ve hatta hatalı olması nedeniyle bu sayı 2,5 milyara kadar çıkabilir.

ÖRNEK 

Gıda üretimi ile açlık arasındaki ilişkiye meydan okumak için 1800’lerin sonlarında Hindistan’da yaşanan iki farklı kıtlık örneğini ele alalım: 

Jason Hickel, Britanya’nın Hindistan’ı sömürgeleştirdiğinde, çiftçileri geçimlik tarım yerine ihracat pazarı için ürün yetiştirmeye zorlayan yeni bir tarım sistemi dayattığını yazar. Hintli çiftçileri daha “üretken” hale getirmek için İngiliz sömürgeciler, köylüleri tahıl rezervlerini satmaya teşvik etti, ortak arazileri ve su kaynaklarını çitle çevirdi. Bu rezervler ve ortak kaynaklar daha önce kuraklık dönemlerinde bir güvenlik ağı görevi görerek tarım topluluklarının hayatta kalmasını sağlıyordu. 

Ancak İngilizlerin dayattığı özelleştirme ve ihracat odaklı politika nedeniyle, 1876’da El Niño geldiğinde ve üç yıllık bir kuraklık yaşandığında, 10 milyon Hintli açlıktan öldü. El Niño 1896’da tekrar geldiğinde, 19 milyon Hintli açlıktan öldü. Bu iki kuraklığın yol açtığı kıtlıkta ölenlerin sayısı 29 milyondu. 6 

Hintli açlıktan öldü. 29 milyon Hintlinin ülkedeki gıda kıtlığı nedeniyle öldüğünü varsaymak kolaydır. Ancak Hickel şöyle diyor:

“Kuraklığın en şiddetli olduğu dönemde bile ülke net gıda fazlasına sahipti — tüm nüfusu doyurmaya fazlasıyla yetecek kadar yiyecek vardı, tek yapılması gereken bunların doğru bölgelere ulaştırılmasıydı. Ancak bunun yerine, piyasa mantığına göre işleyen demiryolu sistemi, tüccarlar tarafından tahılları kırsal alanlara taşıyıp buradaki insanları açlıktan koruyabilecekken kırsaldaki tahılları merkezi depolara taşımak ve oradan da Avrupa’ya sevk etmek için kullanıldı.” 7

“1877 ve 1878’de, ilk kuraklığın en kötü yollarında, Hindistan’daki açlığı hafifletmek yerine Avrupa’ya rekor düzeyde 6,4 milyon ton Hint buğdayı gönderildi.” 8

Tarım teknolojisi endüstrisindeki hikayeler, iki temel ve güçlü duygu olan korku ve umudu kullanma konusunda inanılmaz derecede etkilidir.

İnsanların en korktuğu şey güvensizlikte. Kendimizi ve çocuklarımızı besleyememekten korkarız.  

Günümüzde yaratılan büyük ekonomik eşitsizlik ve iklim krizinin acil tehdidi göz önüne alındığında, açlık ve kıtlık korkusu haklı olarak artmıştır. Şirketlerin, hükümetlerin ve kurumların, son derece başarılı olduğu şey, insanları endüstriyel tarım olmadan yaygın bir açlık yaşanacağına ikna etmektir. Bugün, endüstriyel tarımın savunucularının, bu tarım türünün bazı kusurlarına (yoğun kimyasal kullanımının neden olduğu toprak erozyonu gibi) dikkat çekmesi giderek yaygın hale geliyor, ancak bu tarım türünün dünyayı beslemek için hala gerekli olduğuna dair en ufak bir şüphe bile dile getirmiyorlar. 

Baskın anlatılar, en kötü ihtimalle endüstriyel tarımın “gerekli bir kötülük” olduğunu öne sürer. En iyi ihtimalle ise, onu hayırsever bir kurtarıcı olarak gösterir. Bu anlatılar, endüstriyel tarımın açlığı önlemek için gerekli olduğuna insanları o kadar etkili bir şekilde ikna etti ki, endüstriyel gıda sisteminin ortadan kaldırılması veya radikal bir dönüşümden geçmesi için insanları ikna etmek çok zor hale geldi. Hayatta kalma korkusu, doğal olarak, diğer tüm değer yargılarının önüne kolayca geçebilir. Eğer insanlar sistemik bir değişimin kendilerini veya ailelerini besleme yeteneklerini tehdit edeceğini düşünürlerse, buna karşı çıkma eğilimde olacaklardır veya en azından bunun için mücadele etme olasılıkları çok daha az olacaktır.  Bu şekilde, tarım endüstrisi kendini akıllıca ana umut kaynağımız olarak konumlandırmaktadır. Eğer endüstriyel tarımın olmadığı bir dünyadan korkarsak, şirketlerin öne sürdüğü teknolojik çözümlere umut bağlamak çok daha kolay hale gelir. 

ÖRNEK 

2022 yılında Sri Lanka, bağımsızlığından bu yana en büyük ekonomik ve gıda krizini yaşadı. Krizi açıklamak için ortaya çıkan anlatılar, suçun merkezine Sri Lanka hükümetinin 2021 yılında kimyasal gübre ve pestisit ithalatını yasaklamasını ve bir gecede %100 organik üretime geçişini yerleştirdi. Sri Lanka’nın organik tarım politikasının başarısızlığı, giderek daha fazla şekilde, endüstriyel gıda sisteminin başarısını ve organik tarıma geçişle birlikte kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağı iddia edilen gıda krizini göstermek için bir vaka çalışması olarak kullanılıyor.

Elbette, bu hikayeyi tamamen farklı bir şekilde çerçevelemek de mümkün. Bunun yerine, İngiliz sömürge yönetiminin Sri Lanka’nın gıda sistemini Avrupa pazarının ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl yeniden yapılandırdığını, Sri Lanka’nın yerli biyolojik çeşitliliğinin ve yerel gıda direncinin büyük bir kısmını sistematik olarak nasıl yok ettiğini merkeze alabiliriz. Bu yeniden yapılandırmanın, Sri Lanka’yı bağımsızlık sonrası temel gıda maddelerini ithal etmeye bağımlı hale getirdiğini, ülkeyi büyüyen ticaret dengesizliğini gidermek ve kamu altyapısını inşa etmek için borçlanmaya zorladığını tartışabiliriz. Sri Lanka’nın kredilerinin IMF’nin yapısal uyum politikalarına bağlı olduğunu ve bu politikaların Sri Lanka’yı hükümet harcamalarını kısmaya, sübvansiyonları kesmeye, fiyat kontrollerini kaldırmaya, rupiyi devalüe etmeye ve döviz kurunu serbestleştirmeye zorladığını vurgulayabiliriz. Ayrıca, 1960’lar ve 70’lerde Yeşil Devrim’in dayatılmasının toprakları nasıl daha da tahrip ettiğini, çiftçileri borca sürüklediğini, bir avuç nakit ürüne olan ihracat bağımlılığını arttırdığını ve gıda fiyatlarını istikrarsızlaştırdığını da konuşabiliriz.

Ancak baskın anlatı çerçevesi, bu daha karmaşık siyasi tarihi büyük ölçüde dışarıda bıraktı ve bunun yerine tek bir politika değişikliğine (organik tarıma geçiş) odaklandı. Sonuç olarak, herhangi bir ülkenin benzer bir değişiklik yapma arzusuna yönelik şüphe ve korkuyu artırmada oldukça başarılı oldu. 

UZMANINA DEĞİL MERAKLISINA ANLAT

Hareketler içinde, sürekli olarak karmaşık sistemsel meseleler üzerine konuşup örgütlendiğimiz için, başkalarının da aynı konuları bildiğini ve önemsediğini varsaymak kolaydır. Eğer dinleyicilerimizin bu konuları önemsediğini varsayarsak, en net ve keskin argümanı oluşturma olasılığımız azalır ve muhtemelen yalnızca halihazırda mücadeleye dahil olan kişilere ulaşırız. Bu dinleyici kitlesini “uzmanlar” olarak düşünebiliriz — bizimle benzer bilgi temellerine, görüşlere ve inançlara sahip insanlar. Eğer hikayelerimizi sadece bu uzmanlar için kurgularsak, endüstriyel tarımın anlatılarından daha fazla etkilenebilecek veya ikna edilebilecek kitlelere ulaşamayız. En iyisi, dinleyicinin konu hakkında bilgi sahibi olduğunu ya da onu önemsediğini asla varsaymamaktır. Bunun yerine, bizimle çok az bilgi, görüş ve inanç paylaşan, ele aldığımız konu hakkında çok az şey bilen veya hiç bilmeyen “meraklısına” ulaşmaya odaklanabiliriz. Onlara ulaşmak istiyorsak, hikayelerimiz “meraklısının” durup dikkatini vermesini sağlayacak kadar basit, cesur ve erişilebilir kılmanın yollarını bulmamız gerekir.  

İTMEYİN, ÇEKİN

GÖSTER, ANLATMA

Mücadelemize o kadar tutkuyla inanıyoruz ki, dinleyicimizin hemen ‘bizim tarafımıza geçmesini’ istemek cazip gelebilir. Ancak, dinleyicilerin geçmişine bağlı olarak, olayları farklı bir perspektiften görebilmeleri için ciddi miktarda öğrenme ve eski bilgileri unutma sürecinden geçmeleri gerekebilir.  Onlara bizim bakış açımızı zorla kabul ettirmeye çalışırsak — onlara kendi gerçeklik algılarının yanlış olduğunu söylersek — kendilerini yabancılaşmış hissedebilirler. Bunun yerine, dinleyicilerimizin oldukları yeri kabul eden, değer veren ve onlarla buluşan hikayeler yaratma ve dünyayı anlamanın yeni yollarına açılmaları için bir yol oluşturma fırsatına sahibiz. 

İnsanlar, sadece yeni bilgiler edinerek bakış açılarını değiştirme eğilimde değildirler. Çoğumuz, ancak doğrudan bir deneyim yaşadıktan sonra dünyayı yeni bir şekilde görebiliriz. Hikayelerimiz, yalnızca bilgi aktarmak için değil, aynı zamanda deneyimleri de aktarmak için kullanıldığında değişim için bir katalizör haline gelebilir. Hikayeler yaşanır. Canlı betimlemeler, tasvir edici dil ve duyusal ayrıntılar kullanarak hikayeleri daha gerçek hale getirebilir ve dinleyicilere kendilerini hikayenin bir parçasıymış gibi hissetme fırsatı sunabiliriz. 

HİKAYELER VE ANLATILAR CANLIDIR

Tıpkı tohumlar gibi, hikayeler ve anlatılar da kültürel hafızamızı taşır. Ve tıpkı tohumlar gibi, hikayelerimizin ve anlatılarımızın büyüyüp bizi besleyebilmesi için, onların yeni koşullara ve anlayışlara uyum sağlayarak gelişmesine izin vermeliyiz. Onlar bizi statik, değişmeyen bir gerçeklik algısına hapsetmek için değil, çevremizdeki karmaşık ve dinamik dünyaya yanıt vermek için bir fırsattır. Bu nedenle, hikayelerimizin ve anlatılarımızın her zaman değişmeye açık olması önemlidir.

Tarım teknolojisi endüstrisinin anlatılarına karşı ikna edici hikayeler oluşturmak gerçek zorluklar içerir. Aşağıdakilerden bazılarına dikkat edin:

ENDÜSTRİNİN ANLATILARINI ÇÜRÜTMEK

Tarım teknolojisi endüstrisi, doğru olsun ya da olmasın, ürünlerinin daha verimli, daha besleyici ve iklime daha uygun gıdalar ürettiğini iddia ediyor. Endüstrinin, bu iddiaları savunmak için gereken çalışmaları üretecek şekilde seçilmiş bilim insanlarından oluşan ekipleri var.  Sivil toplumun, yanlış iddiaları çürütme ve itibarsızlaştırmak zorunluluğu hissettiği bir konuma çekilmesi kolaydır ve bu da daha az kaynağa sahip hareketler için son derece zaman alıcıdır. 

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK/REJENERATİF DİLİNİN ORTAK SAHİPLENİLMESİ

Tarım teknolojisi endüstrisi, endüstriyel tarıma alternatiflere dair anlatıları sahiplenme konusunda son derece etkili olmuştur. Örnekler arasında “onarıcı tarım” ve “doğa temelli çözümler” sayılabilir. Bazen endüstri, yüksek teknoloji ve düşük girdi gerektiren, karma ekim gibi uygulamalarla entegre edilmiş tarımı tanımlamak için agroekoloji terimini bile kullanır. Bu tür aşırı sahiplenme örnekleri, hikaye anlatma alanını bulanıklaştırabilir ve ortaya atılan hikayenin gıda hareketleriyle uyumlu olup olmadığını anlamayı zorlaştırabilir. 

YENİLİĞİN CAZİBESİ

Tarım teknolojisi çözümleri her zaman yeni görünmenin cazibesine sahiptir. Yeni olan fikirler, çoğu zaman kendiliğinden daha iyiymiş gibi varsayılır. Bu durum, bilim insanlarının ve uzmanların işleri kontrol altında tuttuğuna dair bir iyimserlik ve güven hissi yaratır ki, bu da birçok farklı sosyal ve ekolojik kriz karşısında bunalmış hisseden insanlar için güçlü bir duygu olabilir. Yenilik aynı zamanda anında bir medya ilgisi yaratır — yeni ürünler, geleneksel tarım tekniklerinin olmadığı şekilde “haber değeri” taşır.

HAREKETLERİ KARAKTERLER OLARAK SUNMAK

Medyanın seçip yayınlamayı sevdiği hikaye türleri genellikle bireysel karakterler etrafında odaklanır. Dinleyiciler olarak, bireysel hikayelere çekiliriz. Çünkü bu hikayeler bize ilişki kurma, sempati duyma ve duygularımızı harekete geçirme konusunda yardımcı olur. Hareketler, hikayelerimizi tek bir birey üzerinden değil kolektif olarak tanımlamak zorundadır. Zorluk, bir hareketi tek bir bireye veya sözcüye indirgemeden, insanların önemseyebileceği ilgi çekici ve ilişkilendirilebilir karakterler olarak temsil edebilmektir.

TÜNEL VİZYONUNUN CAZİBESİ

Yaklaşan pek çok krizle ilgili bilgilerle boğulduğumuzda, odak noktamızı daraltmak rahatlatıcı olabilir. Teknolojik çözümler bu rahatlığa dayanır. Yönetişim kararlarından giderek daha fazla uzaklaşmış ve hayatımızın yeni teknolojilerle değişmesine alışmış durumdayız. Bir sorun dile getirildiğinde “Bunun için bir uygulama var” şeklinde yanıt vermek olağan hala geldi. Teknolojik çözümleri siyasi ve toplumsal değişimin aksine somut, elle tutulur ve anında sonuç verirler. Nedenselliği bu yolla çok daha kolay kavrarız. Teknolojik çözümler ayrıca, bakış açısını daraltarak sorunların nedenlerini gizlemeyi, suç atamaktan veya kabullenmekten kaçınmayı kolaylaştırır; tüm bunlar bu hikayelere tutunmayı çok daha kolay hale getirir. 

BÜYÜK RESMİ GÖSTERMEK

Hareket anlatıları, sosyal, ekonomik, politik ve ekolojik sistemlere bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşarak büyük resme odaklandıklarında genellikle en güçlü hallerine ulaşırlar. Bir senaryoya çok dar bir bakış açısıyla bakmak, teknolojik bir çözümü makul gösterebilir ancak çerçeve genişletilip büyük resim ortaya koyulduğunda birçok tarım teknolojisi türünün, eğer gerçekten sorun çözüyorlarsa çözdüklerinden daha fazla soruna yol açtığı anlaşılır.

DUYGUSAL ARALIK

Gerçek değişim için mücadele eden toplumsal hareketler olarak, sorunların kökenlerini ve baskıcıları adlandırmayı tercih ediyoruz. Çatışma ürkütücü olabilir, ancak aynı zamanda hikayeleri heyecan ve ilham verici hale getirir. Bu şekilde hareket hikayeleri, bir ürün satmak yerine toplulukları harekete geçirmeyi ve eyleme ilham vermeyi amaçladığından, endüstri anlatılarından daha geniş bir duygusal yelpazeden beslenebilir. 

TEKNOLOJİNİN SİYASETİNİ MERKEZE ALMAK

Tarım teknolojileri etrafındaki tartışmalar genellikle bu teknolojilerin topluluklarımız için “iyi” mi yoksa “kötü” mü olduğu ekseninde şekillenir. Tarım endüstrisi, bir ürünün daha verimli, dayanıklı, besleyici ve üretken olup olmadığını veya en etkili uygulamanın hangisi olduğunu (endüstriyel, organik, agroekolojik) sorgulatarak, konuşmaları bu sınırlar içinde tutmayı sever. Böylece sohbeti teknik sorulara odaklı tutarlar. Bazen bir teknolojinin güçlü veya zayıf yönlerinin ayrıntılarına girmek gerekli olsa da genellikle endüstrinin iddialarını tartışma tuzağına düşmektense meseleyi egemenlik, mülkiyet ve kontrol gibi büyük resim sorularına taşımak daha stratejik olur. 

Teknolojinin politikasını merkeze almak, sivil toplum anlatılarının endüstri ve hükümetler tarafından sahiplenilmesini de zorlaştırabilir. Anlatıların benimsenmesi, standart bir endüstri stratejisi olduğu için kısmen kaçınılmazdır. Ancak kendi anlatılarımızın odağını mülkiyet ve kontrol ile ilgili siyasi sorulara sıkı sıkıya bağlı tuttuğumuzda bu çok daha zor hale gelir. Şirketlerin, teknolojilerinin gerçek anlamda topluluk mülkiyetinde ve kontrolünde olabileceğini inandırıcı bir şekilde iddia etmeleri mümkün değildir. Hareketler, tartışmayı siyasi düzenlemeler ve güç ilişkileri çerçevesinde konumlandırdıklarında üstünlük sağlarlar. 

 TARIM TEKNOLOJİSİ ANLATISINA MEYDAN OKUMAK 

Nisan ve Temmuz 2023 arasında düzenlenen anlatı atölyeleri dizisinde, farklı hareket ve kuruluşlardan katılımcılar, çeşitli büyük şirketlere ait tarım teknolojisi hikayelerini inceledi. Ortak hedefimiz, bu farklı hikayelerin merkezinde yer alan temel endüstri anlatılarını belirlemekti.

Tespit ettiğimiz endüstri anlatıları şunlardır:

  1. Teknoloji bizi kurtaracak.
  2. Şirketler inovasyonu yönlendirir.
  3. Çiftçiler girişimcidir.

Endüstriyel anlatı çerçevelerini dönüştürmeye başlamak için iki farklı strateji öneriyoruz. İlki, baskın anlatılara doğrudan karşı çıkmak ve meydan okumak amacıyla karşı anlatılar kullanmak. İkincisi ise alternatif bir anlatıyı ortaya koymaktır. 

Belirlediğimiz karşı anlatılar şunlardır:

  1. Tarım teknolojisi şirketleri = itici/satıcı güç (bağımlılık yaratanlar).
  2. Tarım girişimcisi = esir edilen/tuzağa düşürülmüş tüketici.

Öne çıkarmak istediğimiz alternatif anlatı ise:

1. Tarım, kendi kaderini tayin etmektir.

Takip eden sayfalarda, bu farklı anlatıları detaylı biçimde ele alacağız.

Endüstri Anlatısı 01:

“ÇİFTÇİLER GİRİŞİMCİDİR”

Tarım teknolojisi gündemini destekleyen şirketler, hükümetler ve kurumlar, tarımı sadece bir iş/ticaret (business) olarak düşünmenin tek yol olduğunu öne sürüyorlar. Bunu tarımdan (agriculture) tarım endüstrisine (agribusiness) geçiş olarak düşünebiliriz. Tarım endüstrisi tek bir soruyla ilgilenir: Daha düşük maliyetle nasıl daha fazla gıda üretebiliriz? Kısacası, tarımın amacını mümkün olduğunda çok para kazanmak olarak tanımlarlar. Sosyal, ekolojik ve politik değerler onlar için önemli değildir.  

Sıklıkla, çiftçilerin üretken, kârlı veya başarılı olamamalarının sebebinin kendilerini girişimci olarak görmemeleri ve “akıllı” ticari kararlar almamaları olduğu iddiasıyla karşılaşırız. Bu bakış açısı (çerçeve) özellikle kırsal topluluklardaki genç nesillere pazarlanmaktadır. Bu, genç çiftçileri “iş insanı” olarak görmeye iten ve yetiştikleri “geri kalmış” geçim tabanlı sistemleri bir kenara bırakmaya teşvik eden bir endoktrinasyon (beyin yıkama) stratejisidir. Bu strateji, genç çiftçilerin, ebeveynlerine ve büyüklerine “modası geçmiş” tarım uygulamaları nedeniyle küçümseyerek bakmaları için bir kültür yaratır ve yaşlı nesiller üzerinde, çocuklarının “ileri” görüşlerini benimsemeleri için baskı oluşturur. 

Şirketler, kendi kendine yeterli uygulamalara bağlı kalan çiftçilerin geçmişe saplanıp kaldıkları hem topluluklarını hem de kendilerini geride bıraktıkları ve yoksullaştırdıkları fikrini pazarlıyor. Günümüzde “girişimci” olmak “güçlenmek” anlamına geliyor. Bu, çiftçilere daha özgür olmaları ve çocuklarının özgürlüğünü garanti altına almaları için ihtiyaç duydukları geliri sağlayacak iş kararları almak anlamına geliyor. “Girişimci” “bağımsızlık” ile eş anlamlı hale gelmiştir. “Girişimcilik” fikrine karşı çıkmak kolay değildir; çünkü tarımın bu denli değersizleştirildiği, çocuklara ilerlemek ve genişlemek için kırsal yaşamı geride bırakmaları gerektiğinin öğretildiği bir zamanda, girişimcilik kavramı çiftçilerin kendilerini daha onurlu hissetmelerini sağlayabilir.  

Endüstri Anlatısı 02:

“TEKNOLOJİ BİZİ KURTARACAK”

Bu “teknolojik çözüm (teknofiks)” anlatısıdır — yani karmaşık yapısal sorunların yalnızca teknolojiyle çözülebileceği fikri. Herhangi bir sorundan “yenilik” yoluyla çıkabileceğimiz düşüncesi çekicidir — öncelikle, iyimserlik ve umuda dayanır; ikincisi ise dikkatimizi köklü sorunlardan (ki bunlar mevcut durumu değiştirmeyi gerektirir) uzaklaştırıp hızlı çözümlere odaklanmamızı teşvik eder. Teknolojik çözüm, dinleyiciyi rahatlatır çünkü onlara tutumlarını ve davranışlarını değiştirmek zorunda kalmayacaklarını ve “uzmanların” her türlü krizden çıkış yolu bulabileceğini garanti ederek rahatlatır. 

Bu çerçeve tarihi gizlemektedir. Geçmişteki teknolojilerin bugün çözmemiz gereken sorunlar yarattığını kabul edebilir, ancak bu sorunların sistemsel hatalara işaret edip etmediğini asla sorgulamaz. Bunun yerine, geçmiş teknolojilerin yarattığı sorunları “kaçınılmaz” olarak ya da en azından üzerinde durmaya değmez olarak gösterir. Bu anlatıyı destekleyen şirketler ve kurumlar, tek gerçek hususun geçmiş teknolojileri geliştirmek için nasıl yeni teknolojiler yaratabileceğimiz olduğunu öne sürerler (geçmişteki teknolojilerin ilk başta gerekli olup olmadığını sorgulamak yerine).

Tarım teknoloji endüstrisinin “yeni” tarım teknolojilerinin çoğu, “hassas” ya da “iklim dostu” tarım fikrine dayanmaktadır. Buradaki fikir, iklim değişikliğinin tarımı daha öngörülemez hale getirdiği yönündedir. Bu nedenle, dijital temelli teknolojiler, değişen çevremizin neden olduğu riskleri azaltırken verimi artırmanın bir yolu olarak satılmaktadır. 

Tarım teknolojisinin ürün ve girişimlerini satmasının etkili yollarından biri, “akıllı” etiketini kullanmaktır. Bu etiketi her yerde görüyoruz — “akıllı telefonlar”, “akıllı sensörler”, “akıllı tarım”, “iklim dostu (climate-smart) tarım”. “Akıllı” kavramının gerçek anlamı ise sadece “dijital olarak bağlı” olmaktır. Ancak bu etiketi herhangi bir tarım teknoloji ürününe eklemek, dijital olarak bağlı olmayan herhangi bir araç, uygulama veya platformu tam tersi — yani “akılsız” gibi gösterir. Dijitalleşmeyi zeka ile eşleyen bu bakış açısı, dijital sistemlerin topluma entegrasyonunu, şirketlerin karlarını artırmaya yönelik kurumsal bir taktikten ziyade, evrimin doğal bir süreci gibi sunar. Bunun sonucunda, topluluklar yeni teknolojileri benimsemedikleri için kendilerini cahil gibi hissederler. 

Tarım teknolojinin tarımı kurtaracağına dair anlatı, çiftçiliğin zor, sıkıcı ve aşağılayıcı bir angarya olduğu varsayımına da dayanmaktadır. Sektör, bu algıdan faydalanarak yeni tarım teknolojilerini, yorucu işlerden kaçış yolu olarak sunar. Çoğu kurumsal teknoloji, “emeği çiftçilikten kurtarmak” için bir fırsat olarak sunulmaktadır. Temel fikir, insan işgücünü mekanik ve dijital araçlarla değiştirerek tarımı kolaylaştırmaktır. Nasıl pazarlanırsa pazarlansın, çoğu kurumsal teknoloji sonunda, “verimsiz” ve “maliyetli” olarak görülen tarım çiftçilerin ve tarım işçilerinin yerini almak gibi bir etki yaratır. 

 Bazı teknolojiler çiftçilerin yerini fiziksel olarak alamayabilir. Yine de çiftçilerin bilgi toplama ve işleme, ekosistemleri gözlemleme ve yeni bilgi üretme konusundaki mevcut sistemlerinin yerini alırlar. Buna örnek olarak, toprak hakkında bilgi toplayan veri sensörleri ve tarlaları tarayıp haritalayan dronlar verilebilir.

 Bu veri toplama teknolojileri ve ilgili dijital danışmanlığın ardındaki fikir, çiftçilerin üretkenliği ve tarım verimliliğini artırmak için “daha akıllı” kararlar almalarını sağlamaktır. Ancak bu tarım teknolojisi, çiftçilerin yerel ekosistemler hakkında bilgi edinme şeklini değiştirerek, çiftçilerin özerkliğini tehlikeye atma, geleneksel bilgi sistemlerini aşındırma ve becerilerini azaltma potansiyeline sahiptir.

Endüstri Anlatısı 03:

“İNOVASYONUN ÖNCÜSÜ ŞİRKETLERDİR”

Tarım endüstrisi, iklim değişikliği karşısında açlık sorununu çözmenin anahtarının pahalı yeni teknolojilerin olduğuna insanları ikna etmede son derecede etkili olmuştur. Bunun sonucunda, kendilerini “uzman” olarak konumlandırmaları onlar için kolay olmuştur. Eğer asıl önemli teknolojilerin, oluşturulması için bilim insanları, mühendisler ve yazılımcılardan oluşan ekipler gerektirdiğine ve çalıştırmak için devasa veri sunucularına ihtiyaç duyduğuna inanırsak, tüm bu kaynaklara ve sermayeye erişimi olan kuruluşların rehberlik için başvurulması gereken yerler olduğuna inanmak da kolaylaşır. 

İleri sürülen anlatı şudur: Eğer dünyayı değiştirecek yenilikler istiyorsak, özel sektöre güvenmemiz ve onun sınırsız hareket etmesini sağlamamız gerektiğidir. Bu, neoliberalizm ideolojisine derinlemesine işlemiştir. Bu çerçeveye göre, hükümetin rolü denetlemek ve düzenlemek değil, şirketlerin mümkün olan en büyük özgürlüğe sahip olmaları için gerekli koşulları yaratmaktır. Serbest piyasa kapitalizminin büyük bölümü, kurumsal özgürlük ve rekabetin en etkili araştırma ve geliştirmeye olanak tanıdığı fikriyle meşrulaştırılır. 

Elbette, şirketler çalışmalarını yürüten ve meşrulaştıran çok sayıda bilim insanı ve mühendis olmadan hiçbir araştırma veya geliştirme yapamazlardı. Hükümetler, daha fazla güç ve kontrolü özel sektöre devrettikçe, bilimsel fonlama kamu kurumlarından uzaklaşmış ve şirketlere doğru kaymıştır. Bunun sonucunda, tarım alanındaki bilimsel araştırmaların çoğu acil sorunları incelemek ve değerlendirmek için değil, şirketlerin teknolojilerini meşrulaştırmak için yapılır hale gelmiştir. Bilimin bu şekilde şirketler tarafından ele geçirilmesi ise nadiren dile getirilmekte veya ele alınmaktadır. 

Uzun bir süre boyunca, tarım endüstrisi çiftçileri görmezden gelerek kendisini toplumsal kurtarıcımız olarak konumlandırdı. Tarım endüstrisi şirketleri ve ilgili kurumlar, çiftçilerin rolünü yok saydığı için sivil toplumdan tepki gördükten sonra, kendilerini yeniden konumlandırdılar. Şirketler şimdi, aslında çiftçilerin onlardan çözümler “talep ettiğini” ve kendilerinin de yalnızca bu çağrıya yanıt verdiklerini öne sürüyor. Bu şekilde, şirketler stratejik olarak, yaygın eleştirilerin aksine, çiftçilere kulak verdiklerini öne sürüyorlar. 

Bu çerçevede, çiftçiler yenilikle ilgili olarak çok özel bir role yerleştirilirler. Şirketler teknolojileri tasarlar ve geliştirir, ardından bunları çiftçilere önce “denemeleri”, sonra da “benimsemeleri” için sunar. Bu bağlamda çiftçiler, kendi başlarına aktif yenilikçiler olarak değil — tarım endüstrisinin ürünlerini diğer çiftçilere pazarlayabilmesi için kullanılan denekler olarak görülür. Ancak endüstri anlatısı bunu farklı şekilde sunar — çiftçileri, teknolojilerin gerçek sahalarda “göreve uygun” olup olmadığını belirleyen hayati sesler olarak gösterir. 

Karşı Anlatı 01:

TARIM TEKNOLOJİSİ ŞİRKETLERİ = FIRSATÇI SATICILAR

Çiftçi/girişimci anlatılarını etkili bir şekilde kullanan One Acre Fund veya Afrika’da Yeşil Devrim İttifakı gibi kuruluşlar, çiftçilere tohum, tarım kimyasalları ve bazen de alet ve finansman paketleri sunan bir kalkınma modeline dayanmaktadır. Çiftçilerin etkinliğini artırdıklarını iddia etseler de, gerçekte çiftçileri pasif alıcı konumuna sokmaktadırlar. 

Bugün, çiftçiler, kendi görüş ve katkıları olmadan geliştirilen yeni teknolojileri ve uygulamaları benimsemeye teşvik edilmektedir. “Benimsemek”, aslında “satın almak” anlamına geliyor. Çiftçilerin bir teknolojinin vaat edilen faydalarından yararlanabilmesinin tek yolu, önce onu satın almalarıdır. Çoğu kurumsal tarım teknolojisi, yalnızca sübvanse edilirse veya finanse edilirse çiftçiler tarafından erişilebilir hale gelir. Bu sübvansiyonlar genellikle

a) çiftçilerin normalde karşılayamayacakları teknolojileri satın almalarını sağlayan doğrudan kurumsal mali yardım ve/veya

b) vergi muafiyetleri, araştırma ve geliştirme desteği veya şirket kontrolündeki teknolojileri destekleyen diğer politikalar yoluyla teknolojiyi daha ucuz hale getirerek endüstriyel tarımı teşvik eden dolaylı destekler şeklinde olur. Ancak, her iki destek biçimi de aynı kolaylıkla geri çekilebilir ve çiftçileri çaresiz bir durumda bırakabilir. 

Şirket kontrollündeki teknolojiler genellikle hızlı çözümler olarak sunulur (örneğin, “yüksek verimli” tohumlar ve tarım kimyasalları), ancak zamanla daha fazla girdi eklenmedikçe işe yaramazlar. İnsan bedeninin bir ilaca bağımlı hale gelmesi gibi, toprak da sağlanan sentetik girdilere bağımlı hale gelir. Zamanla toprak tükenir ve girdilerin kesilmesi çöküşe yol açabilir. Şirketler, çiftçileri kasıtlı olarak, onları başlangıçta olduklarından daha kötü bir duruma düşürecek bir sisteme “bağımlı” hale getiriyor. Dünya çapında çiftçilerin zaten karşı karşıya olduğu ekonomik sıkıntılar göz önüne alındığında, çiftçilerin şirketlere daha bağımlı hale gelmesini gerektiren herhangi bir çözüm onlara fayda sağlayamaz. Aksine, çiftçilerin daha fazla borca batmasını garanti eder.

Ayrıca, şirketlerin dayattığı yeni tarım teknolojilerinin büyük çoğunluğu hala teknolojik bileşenleri üretmek için gereken malzemelerin çıkarılmasından, bu teknolojileri üretilmesine ve işletilmesine ve hatta yeni teknolojilerle birlikte uygulanacak kimyasalların üretilmesine kadar hala fosil yakıtlara dayanıyor. Endüstri, yeni dijital odaklı araçların daha hassas ve daha sürdürülebilir enerji sistemleriyle çalıştığını iddia etse de, neredeyse hepsi hâlâ fosil yakıtlara dayanmaktadır. İnanılmaz bir şekilde, şirketler, krize neden olan aynı maden çıkarma ve emisyonlara dayanan teknolojilerle iklim krizini “çözdüklerini” ironi yapmaksızın iddia edebiliyorlar. Bu bağlamda, tarım teknoloji şirketleri, sattıkları ürünlere kendileri de bağımlı olan en kötü türden “fırsatçı satıcı” haline geliyorlar.  

Tarım teknolojisi, devrim niteliğinde tarım teknolojileri yaratma kabiliyetinin yanı sıra “çiftçileri pazara bağlayan” teknolojiler geliştirme iddiasıyla kendini pazarlamaktadır. Sektörün iddiasına göre, günümüz çiftçileri, ürünlerini satabilecekleri e-ticaret platformlarına bağlanmazlarsa başarısız olmaya mahkumdurlar. Ancak tarım teknolojisi endüstrisinin teşvik ettiği platformlar, çiftçilere tüketicilere daha iyi bir satış yolu sunmaktan çok, tarım şirketlerine ürünlerini çiftçilere satmak için daha iyi bir yol sunmaya yöneliktir. Çiftçiler yeni dijital platformlara bağlandığında, verileri kolayca izlenip toplanabilir hale gelir ve bu da şirketlerin onları kendi ürünleriyle (tohumlar, kimyasallar, gübreler ve diğer teknolojiler) hedeflemesini çok daha kolaylaştırır. Başka bir deyişle, dijital bağlantı, şirketlerin ürünlerini daha hassas bir şekilde dayatması için bir araçtır.

Karşı Anlatı 02:

TARIM GİRİŞİMCİSİ = TUTSAK TÜKETİCİ

Dijital teknolojilerin yükselişi, özerklik, mülkiyet ve kontrol ile ilgili fikirleri sorgulamaya açıyor. Örneğin, ABD’nin en büyük şirketlerinden biri olan ve tarım makineleri üretmesiyle tanınan John Deere’ı ele alalım. 2016 yılında John Deere, ekipmanlarına yazılım kilitleri koyarak büyük bir tartışma yarattı; bu, yalnızca yetkili bayilerin tamir yapabilmesi anlamına geliyordu.9 Başka bir deyişle, şirket çiftçilerin kendi tarım makinelerini kendilerinin onarmasını ya da bağımsız tamir atölyelerine götürmesini fiilen yasadışı hale getirdi. John Deere ayrıca ekipmanlarını uzaktan devre dışı bırakabilecek ve kapatabilecek bir sistem de kurdu. Bunu yaparken iki dijital hak yasasından yararlanarak, ekipmanı satın alanların aslında ne fiziksel araca ne de içindeki yazılıma sahip olduğunu, yalnızca kullanım lisansı satın aldıklarını öne sürdü.10

Şirketler, gelişmiş yazılım teknolojilerinin çiftçilere daha fazla bilgi, içgörü ve kapasite kazandırdığını iddia ediyor. Ancak bu bilgi, içgörü ve kapasite çiftçinin ihtiyaçlarıyla alakalı olsa bile, çiftçi teknoloji üzerinde özerkliğe sahip değilse bunun ne önemi var? Bir şirket, teknolojisinin kullanım koşullarını tam olarak belirleyebiliyor ve istediği zaman devre dışı bırakabiliyor/etkinliğini kaldırabiliyorsa, o teknoloji aslında hiçbir zaman çiftçiye ait olmaz. Çiftçi teknolojiye sahip değilse, asla gerçek anlamda özerk olamaz. Yeni teknolojilerin yarattığı muazzam veri toplama potansiyeli hakkında bildiklerimiz göz önüne alındığında, bu teknolojilerin şirketlere çiftçileri ve onların kararlarını eskisinden çok daha sömürücü ve yabancılaştırıcı biçimlerde kontrol etme kapasitesi sağlayacağını söyleyebiliriz.

Bu şekilde, (bu kuruluşlar tarafından sunulan) “girişimci” kavramını “tutsak tüketici” olarak yeniden çerçevelendirebiliriz. Şirketlerin ve kuruluşların tanımladığı şekliyle “girişimci” olmak, aslında çiftçilerin koşulları kontrol edemediği bir sisteme uyum sağlaması anlamına gelir. Kısa vadede daha fazla ekonomik özgürlüğe sahip olsalar bile, bu özgürlük ancak şirketlere uzun vadeli bağımlılık yoluyla elde edilebilir. Tarım teknolojisi “girişimcisi” çok daha az özerkliğe sahiptir. Kendisine ekmesi söylenen tohumları ekmeye, püskürtmesi söylenen kimyasalları kullanmaya, toprağı belirtilen şekilde işlemeye ve ürünlerini önerildiği şekilde satmaya mecburdur. Tarım işletmelerinin sunduğu “girişimci” kimliği, şirketlerin çiftçileri tarımın her aşamasında (sadece ürünlerinin nihai pazarlamasının değil) hedef alarak onların daha fazla sömürmelerine olanak tanıyan bir kimliktir.

ÇİFTÇİLİK = KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME

Tarım teknolojisi endüstrisi, çiftçilerin daha güvenli ve güçlü hale gelmelerinin tek yolunun, pazarlar (kendilerinin belirlediği) ve teknolojiler (kendilerinin yarattığı ve sahip olduğu) olduğunu savunuyor. Anlatıları, mülkiyetin — bir şeyi kimin kontrol ettiği ve onunla ilgili kararları kimin verdiği — önemli olmadığı varsayımına dayanıyor. 

Tüm sektörlerdeki kurumsal konsolidasyon arttıkça, insanların bu varsayımı benimsemesi ve bizlerin bireyler, topluluklar ve hatta devletler olarak geçmişte daha özerk olduğumuzu unutması daha olası hale geliyor. Her sektörde az sayıda şirketin yaşamımıza dair kuralları belirlediği bu “yeni normale” farkına varmadan uyum sağlamak kolaydır. Bu sistematik tekelleşmeyle yüzleşmek göz korkutucu olabilir. Ancak, kendi kaderimizi tayin etme fikrine yeniden değer vererek özerkliğimizin aşınmasına karşı koyabiliriz. 

Özünde, kendi kaderini tayin hakkı, kişinin kendi hayatını kontrol edebilmesi ve toplumların kendi geleceklerini belirleyebilmesi fikridir. Birçoğumuz çok az özgürlüğe sahip olduğumuz bir gerçekliğe alışmış olsak da özgürlük fikrinin kendisi hala her zamanki kadar güçlüdür. Kimse özgür olmadığına inanmak istemez. Ve özgürlüğümüz için, kendimizi ve toplumumuzu nasıl besleyeceğimizi kontrol edebilmekten daha temel bir şey yoktur. Beslenmek en temel insani ihtiyaçlarımızdan biridir. Bu ihtiyacı karşılayabileceğimizden emin olduğumuzda, kendimizi güvende hissederiz.

İşletmeler kapanabilir. Piyasalar çökebilir. Para değersiz hale gelebilir. Değişmeyecek olan tek şey, gıdanın değeridir. Dünyanın en zengin insanı da en fakir insanı da yemek yemek zorundadır. Ve dünyanın en zengin insanının asla satın alamayacağı şey, yerel bir ekosistem içinde gelecek nesilleri sürdürecek şekilde gıda yetiştirmek için gerekli ilişkiler ağıdır. Ancak kendimizi besleme güvenliğine sahip olduğumuzda, hayatımızın diğer alanlarında da gerçekten güvende olabiliriz.

Afrikalı devrimci Thomas Sankara bir keresinde şöyle demişti: “Seni besleyen, seni kontrol eder.” Eğer bir başkası, topluluğunuzun üyelerini nasıl besleyeceğini ve onlara nasıl bakacağını belirliyorsa, o zaman topluluğunuzun hayatta kalmasını ve sizi de kontrol ediyor demektir. Tarım teknolojisi endüstrisinin temel stratejisi, çiftçileri kontrol edemedikleri küresel pazarlara ve teknolojik sistemlere bağlamaktır. Çiftçiler bilgi toplamak ve karar vermek için bu sistemlere ne kadar çok güvenmek zorunda kalırsa, o kadar çok özerklikten vazgeçmiş olurlar. Çiftçilik, çoğu zaman fark edilmeyen bir güce sahiptir. Dünyadan son damlasına kadar kâr elde etmeyi amaçlayan güçlere karşı direnişi temsil edebilir. Bu şekilde, çiftçilik yaşamı sürdürmeye olan bir bağlılığı temsil edebilir.

Topluluklarımızı beslemek, büyük ölçüde görünmeyen bir bilgi birikimi ve çaba gerektirir. Çiftçiler uzun zamandır kültürel olarak değersizleştiriliyor; yaptıkları işin doktorların, avukatların, bilim insanlarının ve mühendislerin işinden daha az önemli olduğuna inandırılıyorlar. Tarım teknolojisi şirketleri, çiftçilerin değerini yüceltmek ve desteklemek istediklerini öne sürerek tarımsal araştırma ve geliştirmeye “uzman” ekipler ayırdıklarını iddia ediyor. Özünde, “Siz sadece gıdayı yetiştirin. Gerisini biz hallederiz” diyorlar. 

Çiftçilerin aynı zamanda bilim insanı olduğunu vurgulayarak bu bölümlere ayrılmaya karşı durabiliriz. Çiftçiler mühendistir. Onlar yenilikçidir. Girişimcidir. Tarihçidir. Sanatçıdır. Koruyucu, bekçi, savunucu ve bakım vericidir. Şirketler, kolaylık ve ilerleme adına çiftçilerin bu kimliklerinden vazgeçmelerini teşvik ederken, bizler çiftçilerin bu çoklu kimlikleri sayesinde kendi kaderlerini tayin edebildiklerini savunabiliriz. 

Leah Penniman şöyle demiştir: “Kendimizi özgürleştirmek için kendimizi beslemeliyiz.” Topluluklarımızın beslenme şeklini kontrol ettiğimizde, kaderimizi de kontrol ederiz. Endüstri, çiftçilerin başka seçenekleri olmadığı için çiftçilik yaptıkları fikrini satarken, kendi kaderini tayin etme anlatısı çiftçileri “Ben kendi seçimimle çiftçiyim” demeye teşvik eder.

Amacımız, tarım teknolojisi anlatısının çerçevesini tanımlayan en temel anlatıları belirlemek ve bunlara meydan okumaktır. Ancak, tüm bu temel anlatıların altında yatan, açıkça ifade edilmeyen inançlar ve değerler de mevcuttur. Aşağıda, bu inanç ve değerlere dair bazı önemli örnekleri ve bunlara yönelik alternatif anlatı (yeniden çerçeveleme) önerilerini özetledik.

TARIM TEKNOLOJİSİ ÇERÇEVESİYENİ ÇERÇEVE
Teknolojik ilerleme doğrusaldır. Bugün, insanlık tarihinin en ileri dönemidir. Çiftçilikteki ilerlememiz, köylü ve geçimlik tarımdan pahalı, dijital odaklı, hassas tarıma kadar uzanan kesintisiz bir teknolojik yenilik yolu gibi gösterilmektedir. Endüstriyel teknolojileri kullanmayan toplumlar ise geri kalmış, akılsız ve geçmişte yaşayan topluluklar olarak görülmektedir.Büyüme Dinamiktir. Daha fazla bilgiye sahip olmamız ya da onu aktarmanın yeni yollarını bulmamız, bizi bizden önceki nesillerden ya da bizden sonra gelecek olanlardan daha iyi kılmaz. Atalarımız gibi, yaşamımız boyunca sosyal, politik, ekonomik veya ekolojik sistemleri nasıl yapılandıracağımıza dair kararlar alırız. Tarihi tartışırken alçakgönüllü olmak, geçmişteki hataları tekrarlamamamıza ve alternatif gelecekler hayal etmemize olanak tanır.
Teknolojik ilerleme herkesin yararınadır. Sürekli devam eden teknolojik gelişim süreci sayesinde, insanlık bugün hiç olmadığı kadar iyi bir durumdadır. Daha gelişmiş teknolojiler, insanlara daha fazla özgürlük sağlar.Tarih boyunca teknolojik ilerleme, baskı uygulamak için kullanılmıştır. Eşitsiz bir dünyada teknoloji, gücü yalnızca pekiştirir. Yönetimde ve karar alma süreçlerinde adalet sağlanmadan ve servet ile kaynaklar eşit dağıtılmadan, güçlü yeni teknolojiler çoğunluğu haklarından mahrum bırakmak için azınlık tarafından orantısız şekilde kullanılır. Herkesin yararına olması için siyasi ve ekonomik sistemlerin yeniden şekillendirilmesi gerekir.
Teknolojik ilerlemeyi sorgulamak bilime aykırıdır. Bilimsel bilgi, en üstün ve en objektif bilgi biçimidir. Yalnızca akademik kurumlarda eğitim almış ve ayrıcalıklı alanlara erişim imkânı bulmuş kişiler, doğal sistemler ve süreçler hakkında geçerli bilgiye sahip olabilirler. Diğer bilgi biçimleri önyargılıdır ve batıl inançlar veya siyasi değerlerden etkilenir; bu nedenle, titiz ve güvenilir olarak kabul edilemez. Bilim tarafından desteklenen teknolojileri sorgulamaya yönelik girişimler temelsizdir.Bilim sorgulamaktır. Sorgulama bilimin temelidir. Gerçek bilim, merak ve eleştiri yoluyla elde edilir. Bilimsel sorgulama, tarih boyunca deney ve doğrudan deneyim yoluyla tanımlanmış ve sorgulanmıştır. Toprakla yakın temas halinde yaşayan ve çalışan kişilerin ortaya koyduğu bilgi ve sorular, “kabul görmüş bilim insanları” kadar geçerlidir. Devamı
TARIM TEKNOLOJİSİ ÇERÇEVESİYENİ ÇERÇEVE

Doğayı kontrol etmeliyiz. Biz doğadan ayrı ve çoğu zaman onunla rekabet halindeyiz. Bu gezegendeki kaynaklar sınırlıdır ve hayatta kalmamızın anahtarı, doğayı öngörmeyi, kontrol etmeyi ve hatta “geliştirmeyi” öğrenmekten geçmektedir. Bu, yaşamın yapı taşlarını —veri formundaki genetik bilgileri— manipüle etmeyi de içerir. Bunu yapmanın en iyi yolu, Batılı, bilimsel çalışmalar yoluyla doğal dünya hakkında bilgi toplamak ve bu bilgiyi kullanarak doğanın gücünden kendi amaçlarımız için yararlanmaktır. 
Biz doğayız. İnsanlar ve insan olmayan dünya arasındaki ayrım, sömürünün ve talanın önünü açan sömürgeci bir yapıdır. Toprak canlı bir varlıktır; akrabamızdır; bir yakınımızdır; bizden bir parçadır. Birbirimizle olan akrabalığımız, ağaçlarla olan akrabalığımızdan daha az değildir. Doğa üzerinde bir hakimiyetimiz olmadığı için, görevimiz hâlihazırda var olan zengin ekosistem ilişkilerini anlamak ve bu yaşayan sistemler içinde iyi bir akraba olmanın yollarını bulmaktır. İnsanlar ancak tüm ekosistem gelişirse gelişebilir.

Tarımsal teknolojilere ilişkin aşağıdaki bilgiler ETC Grup tarafından yazılan ve Heinrich Boell Hong Kong tarafından yayınlanan bir dizi makaleden özetlenmiştir. 

Tarım teknolojisinin savunucuları, yeni teknolojiler tsunamisini ileriye taşıyan daha geniş bir “teknoloji çözümcüleri” grubunun parçasıdır. Bunlar arasında dijitalleşme (insan davranışları, tarım, balıkçılık ve ekosistemler hakkında veri toplanması ve işlenmesi); biyodijital yakınsama (gen dizilerinden yeni canlı organizmalar ve süreçlerin sentezi); ve jeomühendislik (Dünya sistemlerinin kasıtlı ve büyük ölçekli teknolojik manipülasyonu) yer almaktadır. 

01: DİJİTALLEŞME

Zirai ilaç şirketleri, veri şirketleriyle bir dizi dev birleşme girişiminde bulundu. Amaçları, yani,  çiftçilerin özerkliği yerine kurumsal algoritmaların örüntüleri gözlemlemesine, tahminler yapmasına ve kararlar almasına imkân tanıyan devasa bir bilgi yığını olan “büyük veri” biriktirmektir. Bu birikim, otonom traktörlere, dronlara, tarladaki sensörlere ve hatta bitkilere ve hayvanlara takılan veri toplama cihazları aracılığıyla giderek artan hacimlerde gerçekleşmektedir. 

Reklamlarda girişimci çiftçiler, elinde cep telefonu, kendi verilerini kontrol ediyor gibi gösteriliyor. Ancak gerçekte, her veri toplama cihazı veriler toplayarak şirketlerin veri merkezlerine iletir; bu merkezler istatistikleri işlemek için algoritmalarını kullanır ve şirketlerin “yapay zeka”(YZ) adını verdikleri çıktıları sağlarlar. Bu veri setlerine sahip olanlar, bu bilgileri bir meta olarak diğer şirketlere satabilirler, örneğin arazi spekülatörleri, emtia tüccarları, hedge fonları ve tohum yetiştiricileri gibi. 

Sonuç olarak, tarlalarının faydalı bir genel görünümünü elde edecek olanlar çiftçiler değil, Bayer ve ortakları (Microsoft gibi firmalar) gibi şirketler olacak ve bunlar tüm arazi, su ve gıda akışlarının ayrıntılı bir dijital genel görünümünü elde edecekler. Bu ekolojik veri hazinesinden elde edilen bilgiler, şirketlerin çiftçileri daha iyi hedefleyerek onları ve mega şirketlerin hissedarlarına uygun uygulamaları ve ürünleri kullanmalarına ikna etmelerine – ve muhtemelen sözleşmelere bağlamalarına – olanak tanıyacaktır. 

Dev teknoloji şirketleri, gıda depolama, perakende ve lojistik iştiraklerine de milyarlarca dolar yatırım yaptı. COVID-19 pandemisi sırasında çevrimiçi gıda alışverişinin hızla artması, onların gıda teslimatı, market perakendeciliği ve dağıtımı üzerindeki kontrolünü daha da güçlendirdi. 

Genel olarak, gıda ve tarımın dijitalleşmesi bir dizi ciddi potansiyel etkiyi de beraberinde getiriyor. İnsanlar üzerindeki gözetim, sömürü ve istismarın büyük ölçüde artmasının yanı sıra, beceri kaybına, yerinden edilmeye ve yabancılaşmaya da katkıda bulunabilir. Ayrıca, veri toplama ve depolama için gereken artan enerji kullanımı ve dijital teknolojilerin üretimi için gerekli hammaddelerin çıkarılması göz önüne alındığında, dijitalleşmenin çevre üzerine ağır bir yük oluşturduğu görülmektedir. 

02: BİYODİJİTAL YAKINLAŞMA

Moleküler manipülasyon teknolojilerinin sürekli gelişimi, genetik mühendisliğinin tarım, su ürünleri yetiştiriciliği ve ormancılık alanlarında uygulanmasını da içermektedir. Yaşam süreçleri giderek daha fazla veri olarak yeniden tasarlanmakta ve ardından bir meta olarak çıkarılıp işlenmektedir. Bu durum, Avrupa sömürgeciliği dönemindeki kaynak çıkarımını anımsatan veri sömürgeciliği olarak tanımlanmaktadır. 

Örneğin GDO’ları ele alalım. Günümüzde tarımda kullanılan GDO’ların çoğu, biri glifosat gibi herbisitlere dayanıklı olan; diğeri ise böceklere toksik kimyasallar üreten iki tür bitkiden birine yönelik olarak tasarlanıyor. Günümüzde en yaygın GDO’lu ürünler soya fasulyesi, mısır, kolza tohumu ve pamuktur. Endüstrinin iddialarının aksine, GDO’ların kullanımı aslında toksik kimyasalların kullanımını artırmış ve nerede kullanılırsa kullanılsın, neredeyse her zaman insanlar ve ekosistemler için durumu daha da kötüleştirmiştir. 

GDO’lara karşı kamuoyunun tepkisi nedeniyle, tarım endüstrisi “gen düzenleme” gibi yeni bir terminoloji geliştirdi. Bu yalnızca bir pazarlama aracıdır; değişen tek şey, mühendislik sürecinin basitleştirilmesi ve aynı veya yakından ilişkili türler içinde genetik materyali çıkarma veya aktarma maliyetinin düşürülmesidir. CRISPR/Cas9, bu yeni genetik mühendisliği tekniklerinin en bilinenidir.

CRISPR/Cas9, diğer kullanımlarının yanı sıra, mucitlerinin “gen sürücüleri” olarak adlandırdığı deneysel bir tekniğin geliştirilmesini sağlamıştır. Gen sürücüleri, bilim insanlarının laboratuvarda böcekler ve bazı diğer cinsel olarak üreyen organizmalara, daha doğru bir ifadeyle “yok edici genler” yerleştirmelerine olanak tanır. Bu genetik unsurlar kendi kendine çoğalır ve nesiller boyunca aktarılabilir. Teorik olarak, bu gen sürücüleri genetik mühendislere, genellikle zararlıları ve hastalıkları kontrol etmek amacıyla, hedef popülasyonu yok etmek niyetiyle belirli bir genetik kodu kasıtlı olarak yaymasına imkân tanır. Dahası, gen sürücüleri hem hedef hem de hedef olmayan türleri ortadan kaldırabilir ve gen sürücülerinin ekosistemler üzerinde yaratabileceği etkiler belirsizdir. Başlangıçta tasarlandıkları amaç için başarıya ulaşabileceklerine dair hiçbir garanti sunmadıkları gibi tıpkı daha önceki pestisitler ve GDO’lar gibi, gen sürücü organizmalar (bazen GDO’lar olarak da adlandırılır) da faydalı polinatörleri ortadan kaldırabilir. 

Genetik müdahalelerin ticari olarak yaygınlaşmasının yol açtığı acil tehditlerden biri, temas ettikleri organizmaların genetiğini değiştirmek üzere tasarlanmış sentetik nükleotidler (yapay RNA gibi) olan “gen susturucu pestisitlerin” kullanımıdır. Genetiği değiştirilmiş mikropları tarım topraklarına yerleştirme girişimleri de bir diğer riskli girişimdir. 

Şirketlerin moleküler manipülasyon yoluyla gelecekte kâr elde etmeyi hedeflediği bir diğer pazar ise et ve süt ürünleri de içeren “alternatif proteinler”dir. Et tüketimini azaltma politika öncelikleri doğrultusunda, dünyanın en güçlü şirketlerinden bazıları, steril tanklarda mühendislik ürünü mikroorganizmalarla yetiştirilen simüle edilmiş yumurta ve simüle edilmiş süt ürünleri gibi mühendislik olarak tasarlanmış protein ürünleri önermektedir. 

03: FİNTEK

Finansal teknolojiler (aynı zamanda “fintek” olarak da bilinir), dijital teknolojilerin finans sektörüne uygulanmasını ifade eder. Dijital ödemeler, piyasaların bilgisayarlı yönetimi ve giderek daha fazla şifreli çevrimiçi dijital defterler (blok zincirleri) aracılığıyla kullanılan kripto para birimleri gibi yeni dijital para birimlerini kapsar. “Akıllı sözleşmeler” gibi fintek ile ilişkili terimler, hem yüksek enerji kullanımlarını (ihtiyaç duydukları blokzincirlerin çevresel maliyeti) hem de kaynaklar üzerindeki kontrolü denetlenemeyen ve incelenmeyen şirketlere devretmeleri gerçeğini gizler.

 Fintek, karbon, azot ve su döngüleri gibi “ekosistem hizmetlerinin” (ekosistemlerin gezegeni yaşanabilir kılan doğal yollar için kullanılan kurumsal terim) finansallaştırılmasını ve ticaretini de içerebilir. Amaç, bu doğal hizmetlerin her birini dijital finansal platformlar aracılığıyla paraya dönüştürmektir. 

YATIRIMCILAR İÇİN TARIM TEKNOLOJİSİ

Tarım teknolojisi terimi, yeni girişimlere yatırım çekmek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Yatırım bağlamında, tarım teknolojisi yeni bir yatırım alanı açtığı için faydalı bir kavram olarak sunulmaktadır. Yatırımcılar açısından,
tarım teknolojisinin değeri, yalnızca çiftçilerin
veya tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret değildir – tabii ki bunlar yeni bir pazar oluşturdukları ölçüde; daha da önemlisi, “melek yatırımcıları”nın
paralarını bir girişime ya da yeni bir fikre yatırmalarını sağlayabilecek parlak bir fikir yaratmaktır. Yeterli bir tanıtım ve bu teknolojinin yeni bir pazar yaratabileceği algısıyla, tarım teknolojisi bir balona dönüşebilir ve spekülasyon yoluyla hızlı para kazanmanın kolay bir yolu haline gelebilir. 

TEKNOLOJİ DEVLERİ İÇİN TARIM TEKNOLOJİSİ

Yapay zeka ve blok zinciri gibi araçlar çeşitli amaçlarla kullanılıyor ve girişimciler, yüz tanıma veya finans teknolojisi için geliştirilen algoritmaları başarılı bir iş ortaya çıkarma amacıyla yeni alanlara uygulamak için sürekli olarak yeni yollar arıyor. Büyük teknoloji şirketleri için tarım, daha önce geliştirdikleri beceri, araç ve yöntemleri yeni ve kârlı alanlarda kullanabilecekleri bir alan olarak öne çıkmaktadır. 

BÜYÜK TARIM/BÜYÜK GIDA İÇİN TARIM TEKNOLOJİSİ

Yeşil Devrim’den bu yana, Büyük Tarım ve Büyük Gıda sektörleri tarımın değerinin giderek daha fazlasını ele geçirmek için çalışıyor. Çiftçilerin iş gücüne daha az, “tasarımcı” tohumlar ve kimyasal gübreler gibi çeşitli teknolojilere daha fazla harcama yapmasını sağlayacak araçlar bulmak için çalışıyorlar. Tarım teknolojisi alanındaki çabaları, “süreçleri düzene sokma” ve “aksaklıkları azaltma” fırsatı olarak tanıtılsa da asıl etkisi endüstriyel gıda zinciri üzerindeki kontrollerini genişletmektir. Politikacılara ve karar vericilere sunum yaparken, Büyük Tarım ve Büyük Gıda genellikle kaygılarını “dünyayı beslemek” ve gıda zincirini iklim kaynaklı bozulmalardan korumak çerçevesinde ifade etmek eğilimindedir. Bu, teknoloji devlerinin ve tarım teknolojisi yatırımcılarının çıkarlarıyla mükemmel bir şekilde örtüşmektedir. Buradaki nihai hedef, gerekli her türlü yolu kullanarak hissedarları için daha fazla değer elde etmektir.

Hareketler, önem verdikleri konuların medyada nasıl ve ne zaman yer aldığını anlamak için zaman ayırdıklarında etkilerini arttırabilirler. Bu kısa rehber, çevrimiçi haber medyasından küçük bir örneklem alarak analiz yapmayı içeren bir yaklaşım önermektedir*. Elde edilen sonuçlar, hareketlere karşı anlatılar oluşturmak için değerli bilgiler sunabilir ve daha derinlemesine anlatı analizleri için sağlam bir temel sağlayabilir. 

Bu 5 adımlı yaklaşım ne pahalıdır ne de aşırı zaman alıcıdır. Doğru medya kaynaklarını seçerseniz, 10-15 makale baskın anlatılar ve karşı anlatılar hakkında genel bir fikir verecektir. Çoğu analiz ve öneri, konunun karmaşıklığına ve medya kapsamının hacmine bağlı olarak yaklaşık 5 gün içinde tamamlanabilir

*Not, bu yaklaşım sosyal medyayı kapsamamaktadır.

ADIM 01: MEDYA MANZARASINI BELİRLEMEK

Tahmini süre: 0,5 gün

ARAŞTIRMA

Medya kuruluşlarının konunuzla ilgili nasıl haber yaptığını genel olarak görmek için çevrimiçi haberleri araştırarak başlayın (Google Haberler ücretsiz bir seçenektir). Aramanız büyük olasılıkla en çok okunan günlük gazetelere ve haber kanallarına odaklanacaktır, ancak bilimsel dergiler veya konuya özel sektörel yayınlar gibi daha uzmanlaşmış medya organlarını da içerebilir. 

ANAHTAR TERİMLER

Bazen muhabirler bir konuyu ele alırken farklı terimler kullanabilirler. Aramanızın konuyu temsil eden haberleri kapsadığından emin olmak için, sık kullanılan terimlerin bir listesini hazırlayın. 

SORULAR

  1. Analiz ettiğiniz konu son aylarda ne kadar geniş çapta haberleştirildi?
  2. Konuyu hangi ana yayın organları ele alıyor veya görmezden geliyor? 
  3. Makaleler konuyu ne kadar derinlemesine inceliyor?
  4. Bu konuyu ele alan makaleler sosyo-politik yelpazenin geneline yayılmış mı, yoksa sadece bir siyasi görüşe yakın veya uzman medya kuruluşları tarafından mı ele alınıyor? 

NOTLAR

Cevaplarınızı not alın. Ayrıca konuyu daha ayrıntılı ele alan makaleleri de not edin. Bazı makalelerin farklı haber kaynaklarında tekrarlandığını görebilirisiniz. Medya şirketleri genellikle ana akım yayın organlarında yayınlanan makaleleri yeniden yayınlar veya uluslararası haber ajanslarından (Reuters, Agence France-Presse ve Pan-African News Wire gibi) makaleler satın alırlar. Bu tekrar yayımlanan haberlerin kaynakları, anlatıların medya genelinde nasıl yayıldığı üzerinde büyük bir etkiye sahiptir, bu nedenle 2. Adım’daki analiz için seçiminize birini eklemeyi düşünün. Orijinal kaynağın adını (genellikle tekrar yayımlanan makalelerin en üstünde belirtilir) ve varsa orijinal yazarın adını not edin. 5. Adım’daki eylem listenizin bir parçası olarak, kilit muhabirlerin iletişim bilgilerini bulmak ve onlar için bir bilgilendirme toplantısı düzenlemek için zaman ayırılmasını tavsiye edebilirsiniz. 

ADIM 02: HAZIRLANIN. ÖNCELİKLENDİRİN. PLANLAYIN.

Tahmini süre: 0,5 gün

Makaleleri analiz etmeye başlamadan önce, araştırmanızı yönetilebilir kılmak için net hedefler ve parametreler belirleyin. Aşağıdaki sorular sağlam bir başlangıç noktası sağlayabilir. 

SORULAR

  1. Analizin amacı nedir?
  2. Kampanyanız için en önemli hangi coğrafi bölgeler ya da ülkeler hangileridir?
  3. Kampanyanız için en önemli zaman aralığı hangisidir (örneğin, belirli bir karar alma toplantısı veya teknolojik “ilerleme”)? 

MAKALELERİ SEÇİN

Adım 1’de aldığınız notlardan yararlanarak, araştırmanız için en alakalı olduğunu düşündüğünüz 10-15 makaleyi seçin. Listeniz muhtemelen, tespit ettiğiniz daha derinlemesine makalelerden ve erişim alanları ile etkileri nedeniyle bazı kaynak makalelerden bir seçki içerecektir. 

MAKALELERİ ORGANİZE EDİN

Seçtiğiniz makaleleri, medya kuruluşunun adını, makalenin tarihini, gazetecinin adını ve habercilik rolünü (çevre, bilim, teknoloji, siyaset vb.) içerecek şekilde listeleyin. 

NOTLAR

Hikayelerin (çevre veya bilim/teknoloji muhabirleri yerine) siyaset muhabirleri tarafından haberleştirilmesi, konuya olan ilginin yüksek olduğunu ve meselenin karar alıcıların gündeminde yer aldığını gösterebilir. Bu anlarda, hareketler medyayla etkileşime geçmek ve kamuoyunu etkilemek için en büyük fırsata sahip olurlar.

ADIM 03: ANALİZ

Tahmini süre: 1,5 gün

Parametrelerinizi belirledikten sonra, analiz kategorilerini seçerek yaklaşımınızı yapılandırın. 

Yaygın kategoriler şunlardır: 

  1. Anlatı Çerçevesi ve Yanlış Varsayımlar
  2. İfade ve Ton
  3. Görsel Dil
  4. Mesaj
  5. Mesajı Veren

Her kategoriye göre sonuçlarınızı kaydedin ve makalelerinizde ortak temalar olup olmadığına bakın.

A. ANLATI ÇERÇEVESİ VE YANLIŞ VARSAYIMLAR

Baskın anlatıları belirlerken dikkate alınması gereken belki de en önemli faktör budur. Anlatı (veya hikaye) çerçevesini analiz etmek için, muhabirlerin bir konuyu insanların zihinlerinde zaten var olan popüler hikâyelerle nasıl ilişkilendirdiğini düşünün. Çerçeveler belirli bir bakış açısını veya zihniyeti yansıtır. Çerçeveler güçlü, olumlu veya olumsuz çağrışımlar taşırlar ve kullanımları okuyucuların zihninde bu çağrışımları harekete geçirme eğilimindedir. 

Her bir makalede hangi çerçevelerin kullanıldığını belirleyerek, hikayelerin gönderdiği altta yatan mesajlardan bazılarını veya yaptıkları varsayımları tespit edebilirsiniz. Çerçeveler belirlendikten sonra, hangi anlatıları desteklediklerini (ve hangilerini gizlediklerini) ve bunların temel varsayımlarının doğru mu yanlış mı olduğunu kolayca ölçebilirsiniz. 

Baskın anlatıları takip eden makaleler genellikle manşette ve/veya açılış paragrafında yanlış bir varsayımla başlar. Yaygın yanlış varsayımlar, belirli bir politika veya teknolojiye duyulan aciliyetin risklerden daha ağır bastığı yönündedir. Örneğin, dünyayı beslemek için acilen genetiği değiştirilmiş ürünlere veya sıtmadan ölen milyonlarca çocuğu korumak için sivrisinekleri modifiye etmeye ihtiyacımız olduğu gibi. Batı medyasında, bu anlatılar genellikle, örneğin belirli teknolojilerin veya tarım modellerinin dayatılmasını haklı çıkarmak için gelişmekte olan ülkeler adına ihtiyaç olduğu varsayımlarıyla desteklenmektedir.

Seçtiğiniz makaleleri okuyun ve her birinin ele alınan konuyu nasıl çerçevelediğini düşünün.

  1. Hangi anlatıların doğru, kısmen doğru veya yanlış olduğunu düşünüyorsunuz?
  2. Hangi konular, açılar veya bakış açıları ele alınıyor ve hangileri göz ardı ediliyor veya hikayede diğerlerinden daha az merkezi bir şekilde yer alıyor?
  3. Hangi manşetler, baskın anlatıyı öne sürenlerin yaydığı yanlış varsayımlara dayanıyor?

Haberlerdeki kalıpları ve eğilimleri araştırın ve her bir makale için bulgularınızı not edin.

B. İFADE VE TON

Her makaleyi daha derinlemesine inceleyin. Belirli kelimeler, ifadeler, metaforlar veya istatistikler şıkça kullanılıyor mu? Şu tür soruları sorarak başlayabilirsiniz:

  1. Bu belirli kelime, ifade veya metafor neden seçilmiş?
  2. Okuyucuda belirli bir duyguyu ya da örtük bir varsayımı tetiklemek için mi seçilmiş?
  3. Kullanılan dil örtük bir önyargı (genellikle yanlış bir varsayımdan kaynaklanan) taşıyor mu?
  4. Kullanılan dil belirli kişi/kurumları haklı çıkarıyor veya meşrulaştırıyor mu? Başkalarını gayrimeşru gösteriyor mu?

Örneğin, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO’lar) hakkındaki baskın anlatıya eğilimli medya haberleri, sivil toplumu sıklıkla “eko-savaşçılar” olarak adlandırır. Bu etiket aracılığıyla, haberler GDO’lara karşı direnişi, nüfusun çoğunluğu tarafından değil de küçük bir azınlık tarafından savunulan aşırı bir görüş olduğu fikrini pekiştirir. 

C. GÖRSEL DİL

Kelimelerin ötesinde kullanılan görsellere bakın. Görseller de önyargıyı pekiştirmede en az kelimeler kadar güçlü olabilir, ancak analizlerde genellikle göz ardı edilirler. Bir makaleyi görselleştirmek için seçilen grafikler veya fotoğraflar, çoğu zaman medya kuruluşunun ya da belirli bir muhabirin bakış açısına dair fikir verir ve baskın anlatıyı pekiştirmeye hizmet edebilir.

Görsellerin hangi örtük mesajları taşıdığını görmek için onları dikkatle inceleyin. Bölüm B’de belirtilen üç soruyu kendinize sorun. Okuyucuda, belirli bir teknolojiye acil ihtiyaç olduğu gibi yanlış bir varsayıma dayanıp dayanmadıklarını veya çarpıtılmış bir anlatı çerçevesiyle sunulan bir “soruna” “çözüm” iletip iletmediğini düşünün.

Örneğin, tarım teknolojileri hakkındaki birçok makale, yüksek teknoloji laboratuvarlarında beyaz önlükler içinde çalışan bilim insanlarını tasvir eder. Bu görüntüler, bilime duyulan güven duygusuna hitap etmeyi amaçlar. Öne çıkarılan teknolojiye yönelik korkuları azaltmayı hedefler. Bu gibi durumlarda, kendi iletişimlerinizde sorumlulardan bahsederken, onları ‘bilim insanı’ yerine ‘mühendis’ veya ‘teknolog’ olarak tanımlamak, bu varsayımı sarsmaya yardımcı olabilir.

ÜÇÜNCÜ TARAF KAYNAKLARDAN GELEN GÖRSELLER

Medya kuruluşları, bağımsız olmak amacıyla görsel materyalleri kendi kaynaklarından sağlamayı tercih ederler. Ancak maliyet ve zaman kısıtları nedeniyle sık sık başkalarından gelen görsel materyalleri kabul ederler. Bu durum hem baskın anlatıyı hem de karşı anlatıyı destekleyenlerin mesajlarını iletmeleri için son derece güçlü bir fırsat sunar. 

Üçüncü taraf kaynaklar tarafından sağlanan görseller kaynak olarak belirtilir. Bu kaynakları kontrol ederek, bu görsellerin baskın bir anlatının savunucuları tarafından sağlanıp sağlanmadığını kontrol edin. İletişim materyalleriniz aracılığıyla veya medyaya kendi görsellerinizi sağlayarak, çarpıtılmış görsel mesajlara nasıl karşı koyabileceğinizi düşünün. 

Örneğin, bir meseleden etkilenen veya onu protesto eden insanların fotoğrafları yaygın olarak yayımlanmaktadır. Bu tür fotoğrafları sağlayabiliyorsanız, bunların kaliteli olduklarından ve tercihen ana mesajınızı içerdiklerinden emin olun. Muhabirler için görsel içerik eksikliği olan siyasi toplantılarla ilgili bu tür fotoğrafları sağlamak özellikle etkili olabilir.

D. MESAJ

Gazeteciler dengeli bir şekilde haber yapmakla yükümlüdürler, ancak bilinçli ya da bilinçsiz olarak, mesajları genellikle baskın anlatıyı pekiştirecek şekilde sunarlar.

  1. Her makalenin ilettiği ana mesajları listeleyin.
  2. Tartışmanın her iki “tarafının” alıntılar arasında adil bir denge var mı; her görüş adil bir şekilde temsil ediliyor mu?
  3. Listenizi kuruluşunuzun ana mesajlarıyla karşılaştırarak, bunların medya tarafından ne kadar geniş bir şekilde haber yapıldığını değerlendirin. Eğer haberleştiriliyorlarsa, nasıl ve ne zaman haber yapıldığını not alın. Bunlar kampanyanızı destekleyecek şekilde mi, yoksa marjinal bir ses olarak mı (gazeteciliğin “her iki tarafı da” haberleştiriyormuş gibi görünmek için yaptığı bir “baş sallama”) sunuluyorlar? Aynısını baskın anlatı için de yapın ve iki listeyi karşılaştırın.

E. MESAJI VEREN

Belirli bir konuyla ilgili bir haber hikayesinde alıntı yapılan kişiler, o konunun kamuoyuna nasıl yansıtıldığı üzerinde bir etkiye sahiptir. 

  1. En sık alıntılanan grupları ve her gruptan kaç kişinin alıntıladığını sayın ve bazı grupların diğerlerinden daha fazla alıntılanmasının nedenini analiz etmeye yardımcı olacak bir grafik oluşturun.
  2. Bir konu hakkındaki diyalogda ifade edilen çeşitli görüşleri destekleyen alıntıları kontrol edin ve her makalenin dengeli bir görüş sunup sunmadığını değerlendirin.
  3. Kuruluşunuzun veya hareketinizin bir temsilcisi olarak ne sıklıkta ve kimin alıntılandığını not alın.

Politika yapıcıları, akademik uzmanları vb. destekleyen alıntılar arayın. Önemli kişileri internette araştırın. Kimin için çalıştıklarını, bu çalışmanın kim tarafından finanse edildiğini ve o kuruluşun veya kişinin hedeflerinin neler olduğunu öğrenin. Çoğu büyük şirketin, iletişimlerini yönetmek için halkla ilişkiler şirketleri kullandığını unutmayın. Eğer yapabiliyorsanız, bu şirketlerin kim olduğunu öğrenin. Bu, meydan okuduğunuz “mekanizma”ya, onun arkasındaki kişiliklere ve güç dinamiklerine dair size bir fikir verecektir. 

Bazı şirketler, GDO’lar gibi tartışmalı konularda medya analizleri ve yorumlarına yatırım yapmıştır. Bu yatırımların çoğu gizli olsa da hızlı bir çevrimiçi arama yapmakta fayda vardır. Örneğin, Wellcome Trust, toplumsal tartışma altındaki bilimsel konularla ilgili bu blogu finanse etmektedir. Bu kaynaklar, baskın anlatının savunucuları tarafından finanse edilse de karşı anlatılar oluştururken keşfedilecek değerli içgörüler ve bakış açıları sağlayabilir.

ADIM 04: SONUÇLARI ÇIKARIN

Tahmini süre: 1,5 gün

SONUÇLARINIZI KAYDEDİN

Topladığınız bulguları değerlendirmek için zaman ayırın ve yukarıdaki kategoriler arasında eğilimleri araştırın. Eğer farklı zaman dilimlerinden (örneğin, bir dizi karar alma politik toplantısı etrafında) makaleler seçtiyseniz, zaman içinde haber yapma tarzlarında veya önyargı düzeylerinde değişiklikler tespit edebilirsiniz. 

Genel olarak, yeni ortaya çıkan bir konu veya yeni bir teknoloji daha geniş bir toplumsal tartışma konusu olmaya başladığında, medya daha derinlemesine sorgulamalarla yanıt verir. Benzer şekilde, bir konu siyasi gündemde ön plana çıktığında, medyanın ilgisi artar ve muhabirler aktif olarak yeni hikaye açıları ararlar. Bu anlar, sivil topluma müdahale ve etki yaratma konusunda önemli fırsatlar sunar çünkü muhabirler bu zamanlarda alternatif görüşleri daha dikkatli dinlemeye ve araştırma yapmak için yeni açılar veya “ipuçları” bulmaya eğilimlidirler. 

Konunuzla daha uyumlu olan ve olmayan medya kuruluşlarını ve/veya gazetecileri listeleyin. Medyanın önyargısının çeşitli nedenlere bağlı olabileceğini unutmayın; bunların en önemlileri arasında, birçok muhabirin zaman yetersizliği nedeniyle haberlerini kapsamlı bir şekilde araştırmamış olması veya baskın anlatının savunucuları tarafından bilgilendirilmiş olması yer alır. Bazı muhabirlerin bir medya brifinginden veya bire bir toplantıdan faydalanıp faydalanamayacağını değerlendirin.

KENDİ İLETİŞİMİNİZİ DEĞERLENDİRİN

Kendi medya müdahalelerinizi inceleyerek, ana mesajların ve bunları iletmek için kullanılan dilin, anlatım tutumunuzu destekleyip desteklemediğini veya istemeden de olsa baskın anlatıyı pekiştirip pekiştirmediğini değerlendirin. Örneğin:

ÖNYARGI

İletişim materyallerinizin konuyu önyargıları ortadan kaldıracak şekilde sunup sunmadığını kontrol edin. Karşı anlatılarınızda baskın anlatının tanımını pekiştirmekten kaçının, hikayeye kendi bakış açınızla yaklaşın. 

ALINTILAR

“Sözcülerinize” atfedilen alıntılar, göz ardı edilen veya yanlış aktarılan bakış açılarını daha iyi ele alacak şekilde ayarlanabilir mi diye kontrol edin. Alıntılarınızın tonunu kontrol edin. Hareketinizin hangi değerleri yansıtmak istediğini düşünün; örneğin: “güven” ve “gerçek” ya da “uzmanlık” ve “içgörü” gibi. Kullandığınız tüm alıntıların değerlerinizi okuyucuya açıkça ilettiğinden emin olun. Duygu etkili olabilir, ancak birçok okuyucunun sizin tutkunuzu paylaşmayabileceğini unutmayın, bu nedenle duygusal dili dikkatli kullanın ve ana değerlerinizi gölgelemediğinden emin olun. 

DİL

Kullanmaktan kaçınmanız gereken belirli görseller, kelimeler veya üsluplar ya da daha sık kullanmaya başlamanız gereken belirli kelime veya ifadeler olup olmadığını düşünün. Mesela, bazı kelimeler medya tarafından yanlış kullanılır. Diğer kelimeler ise bir konunun veya teknolojinin savunucuları tarafından öne çıkarılır. Bazen bir teknolojiye duyulan ihtiyacı teşvik etmek için duygusal metaforlar veya buna karşı çıkanları tanımlamak için olumsuz imgeler kullanırlar. Örneğin, kendi iletişimlerinizde onların dilini yeniden kullanarak, olumsuz çağrışımları teknolojinin kendisini tanımlamak için yönlendirebilir misiniz diye düşünün. 

HİKAYE ANLATIM TARZLARI

Yanlış beyanlara karşı, vaka çalışmaları gibi diğer hikaye anlatım tarzlarını değerlendirin. Örneğin, COVID-19 pandemisi sırasında Afrika’daki küçük ölçekli çiftliklerin topluluklarına nasıl gıda güvenliği sağladığına dair bir vaka çalışması, tartışmalı tarım teknolojilerinin ithalatını meşrulaştırmak için kullanılan “ihtiyaç” anlatısını bozmaya yardımcı olabilir. Bu hikaye, bağışçılarının anlatı gündemine uymadığı için bazı yardım kuruluşları tarafından göz ardı edilmektedir. 

SES

İnsanlar, güvendikleri veya bir şekilde kendileriyle özdeşleştikleri kişiler tarafından iletilen mesajlara daha açık olabilirler. 

Bir sorundan en çok etkilenenlerin birincil ses olması önemlidir, ancak farklı kitlelere ulaşmak için başka elçileri de dahil etmek stratejik bir yolu olabilir. Bunlar, ilgili alanlarda iyi bir üne sahip ünlülerden akademisyenlere kadar uzanabilir. Hedeflerinizle aynı fikirdelerse ve fikir yazıları veya röportajlar aracılığıyla mesajlarınıza “üçüncü taraf onayı” vermeye isteklilerse, onların katılımı hareketinizin erişimini ve etkisini artırmak için güçlü bir yolu olabilir. 

PARANIN İZİNİ SÜRMEK

Belirli bir konu veya teknolojinin arkasındaki güç dinamiklerini ve finansmanı kamuoyuna duyurmanın bir değeri olup olmadığını değerlendirin.

ADIM 05: ÖNERİLERİ BELİRLEYİN

Tahmini süre: 1 gün

  1. Hareketiniz için en çok etki yaratacak ve kaynaklarınız dahilinde etkili bir şekilde uygulanabilecek eylemlere öncelik verin.
  2. Bir eylem planı ve zaman çizelgesi hazırlayın. Eylemler şunları içerebilir:
    1. Mesajlarınızın ve iletişim materyallerinizin gözden geçirilmesi
    2. Kilit “sözcüleriniz” için röportaj eğitimi
    3. Daha doğru bilgiler ve istatistikler sunmanın veya sizin bakış açınızı dinlemenin faydalı olacağını düşündüğünüz etkili gazeteciler için bir bilgilendirme etkinliği düzenlemek (veya 1:1 toplantılar yapmak)
    4. Mesajlarınıza uzmanlar veya etkilenen topluluklar olarak üçüncü taraf onayı sağlayabilecek kişilerle etkileşime geçmek
    5. Medya iletişim listenizi hassaslaştırmak ve röportaj taleplerine hızlı yanıt vererek ve onlara yeni hikaye açıları veya faydalı arka plan bilgileri sağlayarak etkili muhabirler veya kuruluşlarla ilişkinizi geliştirmek. Ayrıca, zaman zaman güvenilir bir gazeteciye özel bir hikaye sunmayı da düşünebilirsiniz.
    6. İletişim planlarınızı, medyanın ilgisini çeken belirli olaylara daha fazla odaklanacak şekilde revize edin ve bu olaylarda protestolarınızın görüntülerini medya kuruluşlarına sunabilmek için kendi fotoğrafçınızı tutun.

Bulgularınızı ve tavsiyelerinizi, meslektaşlarınızla paylaşmak üzere seçtiğiniz bir formatta, örneğin bir PowerPoint sunumu. Bulgularınızı sunarken yukarıdaki analiz kategorilerini takip edebilirsiniz.

Dipnotlar:

1 Eric Holt-Gimenez ve diğerleri, “Zaten 10 Milyar İnsan İçin Yeterli Gıda Üretiyoruz… ve Yine de Açlığı Sonlandıramıyoruz.”, Sürdürülebilir Tarım Dergisi, (2012)

2 Eric Holt-Gimenez ve diğerleri, “Zaten 10 Milyar İnsan İçin Yeterli Gıda Üretiyoruz… ve Yine de Açlığı Sonlandıramıyoruz.”, Sürdürülebilir Tarım Dergisi, (2012)

3 BM Gıda ve Tarım Örgütü. (2023), “BM raporuna göre 2019’dan bu yana birden fazla kriz nedeniyle 122 milyon daha fazla insan açlığa itildi, ”

4 Jason Hickel. Bölünme: Fetihlerden Serbest Piyasalara Küresel Eşitsizlik, W.W. Norton & Company, 2019.

5 Jason Hickel, Bölünme
6 Jason Hickel, Bölünme
7 Jason Hickel, Bölünme
8 Jason Hickel, Bölünme

9 Kit Walsh, “John Deere Gerçekten O Traktörün Size Ait Olmasını İstemiyor.” Elektronik Sınır Vakfı, 2016.

10 Thomas Jeffrey Horton ve Dylan Kirchmeier, “John Deere’ın Ekipman Onarımında Tekel Kurma Girişimi ve Dijital
Tarım Veri Pazarı – Amerikan Çiftçileri İçin Kim Ayağa Kalkacak?”, CPI Rekabet Hukuku Kroniği, 2020.


Kaynak: chrome-extension://kdpelmjpfafjppnhbloffcjpeomlnpah/https://viacampesina.org/en/wp-content/uploads/sites/2/2024/01/Autonomy-in-the-Face-of-Agtech-EN.pdf